14/10/2019

GECE SEFASI

Şükran NAMDAR

Şükran NAMDAR
2 Ocak 2017

Akşamları, hava karardıktan sonra cumbalı evimizin penceresinde, aç midelerimizle babamı beklediğimiz yıllardı. Sofraya hep birlikte oturulur, baba gelmeden hiçbir şey yenmezdi o zamanlarda. Birlikte oturulmazsa sofranın bereketinin kaçtığını, tabağımızdaki pirinç tanelerini bitirmezsek, o pirinç taneleri kadar çocuğumuzun olacağını söyleyen Büyükannemize, “Saçmalama Büyükanne, ne alakası var” demediğimiz  zamanlardı. İnanırdık söylenenlere, hayal gücümüz vardı, düşlerimiz, cahilliklerimiz, katışıksız sevmelerimiz... Çocukken çocuktuk; gençken genç, büyümüş de küçülmüş değildik. Öyle her şeyi çok iyi bimediğimiz, ama bilmediğimizi bildiğimiz yıllardı. Ne cep telefonunu kullanmayı bilmiyor diye dedemizle dalga geçerdik; ne de babamızın sözünün üstüne söz ederdik.

Yoksul yıllardı o yıllar, altı kardeştik, tek maaşla evi geçindirmeye çalışan, giysilerimizi elinde diken, çamaşırlarımızı elinde yıkayan, evi saman süpürge ile temizleyen anneme hayran olduğum yıllardı. Ara ara uzun seyahatlere çıkan, o, evde yokken bile kargaların ona haber taşıdığına inandığım babamdan, it gibi korktuğum yıllardı. Yine de pencerede dört gözle beklerdim akşam eve gelişini. Ablalarım ve annem mutfakta olurlardı genellikle. Biri salatayı tamamlarken, diğeri tabakları hazırlardı. Annem yemeğin son dokunuşları ile ilgilenirken, sofrayı hazırlamak isterdim ben de, bir an önce yiyelim kaldıralım da ‘gece sefam’ başlasın diye. Ama kovarlardı ablalarım beni, tabak-bardak kırarım diye vermezlerdi sofraya götürülecekleri. Yüreğim pır pır atardı; o yıllarda tek derdim, ‘gece sefası’nın bir an önce başlaması ve dün gece kalınan yerden devam edebilmesiydi babamın. O yıllarda en önemli meramım, bir an önce yarım kalanı bitirtmek; yenisine başlatmaktı babamı.

Elektrik kesintisi yıllarıydı. Her akşam 20.00 ile 22.00 arası iktisat yapmak adına, tüm ülkede kesinti yapıldığı yıllardı. Her şeyin kıt, sevginin bol olduğu bu yıllarda, iple çekerdim bu kesinti saatlerini. Tüm gün bu kesinti saatleri için yaşardım neredeyse. 

Sonunda kurulan sofranın ve hızla yenen yemeğin ardından elektrik kesintisine çok az kala, çarçabuk yıkanan bulaşıklardan sonra, yer minderlerine, babamın çevresine dizilip, annesinden yemek bekleyen kuş yavruları gibi heyecanla babamın “Nerde kalmıştık?” demesini beklediğimiz yıllardı. Ama öğrenmiştik artık hepimiz, asla nerde kaldığını söylememek gerekirdi. “Nerde kaldığımızı biliyorsan, sen devam et” derdi çünkü. Sonra dakikalarca yalvarırdık, “Ne olur baba devam et!” diye de, razı edemezdik.

Çevresine dizilip “Nerde kalmıştık?” diye sorduğunda cevabımın hazır olduğu zamanlardı. “Bilmem, ustası bilir.” demek için beklediğim, dün gece kalan yerden devamını dinlemek için yanıp tutuştuğum yıllardı.

O da, kendi annesinden dinlemiş bu masalları, İstiklal Harbi’nin korku ve yokluk dolu yıllarında. Binbir Gece Masalları olduğunu çok yıllar sonra öğreneceğim bu masallar, elektrik kesintisinin uygulandığı o yıllarda, akşam en büyük eğlencemizdi. Kuru kayısı, kuru dut, kayısı çekirdeği ve pestili katık ettiğimiz çaylarımız geldiğinde, “Başla başla” diye yırtındığım yıllardı.

“Bir varmış bir yokmuş, ustamın yalanı çokmuş. Develer tellal iken, pireler berber iken,... “ diye başladığında çıt çıkmadığı, nefes almaya bile korktuğum, Şahmeran’ın, Bengiboz’un, Şehrazat’ın başlarına gelenleri büyülü bir sesten dinleyerek, Sinan Şehri’nde, kah güzeller güzeli Şahmeran olduğum, kah Bengiboz’a hayran olduğum zamanlardı. Topu topu otuz-kırk sayfalık masalı, uzata uzata iki saatlik elektrik kesintisi boyunca, ballandıra ballandıra anlatırdı babam; ve biz soluk almadan dinlerdik, mum ışığında görebildiğimiz loş gözlerine bakarak. Elektriğin gelmesiyle birlikte, kaldığı yerde durur,”hadi bakalım, herkes işinin başına, arkası yarın” derdi. Ödevi olanlar ödevinin başına, elişi olanlar elişini yapmaya, babam ise her akşam mika parçalarını birleştirerek yaptığı cami maketinin başına yönelirdi. Bense elektriğe öfkeli “keşke gelmeseydi” diye söylenerek yatağa giderdim.

Ve işte şimdi, gün geldi, artık elektriğimiz kesilmez, çayımıza katık ettiğimiz pasta böreğimiz eksilmez oldu. Artık, ne masallara inananımız, ne de geceleri bir minder etrafında toplaşıp oturanımız kaldı. Gece sefa’mız, soldu; küçük ya da büyük bir siyah aynaya bakarak geçen gecelerimiz, tamamen bireysel yaşanır oldu. Kiminin elindeki, kiminin dizüstündeki, kiminin led ekranlı siyah aynaları, o zamanların masallarını, anne ve baba sefalarını süpürdü gitti. Bize de o masallı yıllara uzaktan bakmak kaldı. Sevgiyle...

1 yorum yapılmış

  • MiyesserKoalan4 Ocak 2017 • 00:18

    Beni de ellerimden tutup o yıllara götürdün Şükrancığım.Yüreğine,kalemine sağlık...

Yorum yazın

İsim (Gerekli)
Yorumunuz (Gerekli)

Sayfada yer alan yorumlar kişiye ait görüşlerdir. Yapılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.

Yazarın diğer yazıları