20/07/2019

NEFES

Şükran NAMDAR

Şükran NAMDAR
29 Aralık 2016

Merhaba Sevgili MEMLEKETİM BOLU okurları

Bugünden itibaren bu köşede, siz değerli okurlarımıza bir enstantane sunmak, hepimizin aklından zaman zaman geçebilen konularda paylaşımlar yapmak adına burada olacağım.

Kimi zaman yirmiyedi yıllık öğretmenlik deneyimlerim ile, kimi zaman yaşam koçluğu ve kişisel gelişim konuları ile, kimi zaman gündemden esintilerle birlikte olurken, her zaman sizlerin eleştiri ve katkılarınıza açık olduğumu bilmelisiniz. Biz ancak birlikte paylaşarak ve birbirimizi etkileyerek bir yerlere ulaşabiliriz çünkü.

“Çok bilen, hiçbir şey bilmez.” sözünde olduğu gibi, ben de hiçbir zaman ‘kendi bildiğim en doğrudur,’ demeyeceğimden, her zaman eleştiri ve katkılarınızı almak isterim. Tüm eleştiri ve katkılarınız için şimdiden teşekkür ederim.

22 Ocak 2016 Anadolu Ajansı haberine göre,

 Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2015 yılına ilişkin İllerde Yaşam Endeksi'ni açıkladı.

Türkiye'nin en yaşanabilir şehirleri

Buna göre, Isparta, yaşam endeksinde en yüksek endeks değeri 0,6745 ile ilk sırayı aldı. Isparta’yı sırasıyla 0,6737 ile Sakarya ve 0,6553 ile Bolu takip etti.

...

Barınma ve yaşam alanı olarak kullanılan ve özellikleri itibarıyla birey ve hane halkının yaşam kalitesinde etken olan konut boyutu endeksinde en yüksek değeri 0,9369 ile Sakarya aldı. Sakarya'nın ardından 0,9304 ile Sinop ve 0,9247 ile Bolu gelirken, Ardahan en düşük konut endeks değeri 0,0860 ile son sırayı aldı. ...

 

Türkiye’nin en yaşanılası  illeri sıralamasında en başlarda bulunan ve doğal güzellikleri ve insani değerleri ile birleşince en yaşanılası kenti olan Bolu’dan başlayalım bugünkü ilk yazıma.

1998 yılında geldim Bolu’ya; Erzurumlu olup da Ankara’da ikamet eden bir ailenin küçük kızı ve Bolu’nun gelini olarak. Büyük bir kentte büyümüş, okumuş ve çalışmış bir kişinin küçük kente uyum sorunlarını, doğal olarak ilk aylarda ben de yaşadım. Ancak  komşularımla, sonrasında okuldaki öğretmen arkadaşlarımla yakınlaşmam zamanla Ankara’ya daha az gitmeme yol açtı. Ardından 1999 Depremi, kısa bir süre işe ara vermemize yol açsa da, tüm olumsuzluklarına karşın, hayatımın belki de en unutulmaz dostluklarının yaşandığı, en güzel ve doğal zamanlarının paylaşıldığı bir dizi an sundu bana.

O zamanlar Bolu Atatürk Lisesi olarak anılan okulda, eskilerin Hisartepesi dediği yerde, depremin psikolojik etkilerini atlatmanın en güzel ve en etkili yolunu keşfettik hep beraber. Gece gündüz bir arada, çadırlarda ya da ilkel koşullarda herhangi bir ard niyet, gocunma, böbürlenme, ya da küçümseme olmadan, genci yaşlısı, zengini fakiri, uzunu kısası, sarışını esmeri hep bir arada çözdük sorunlarımızı. Birlikte yemek yaptık ilkel koşullarda, aynı tabaktan yedik, aynı havayı soluduk, birlikte ağladık, birlikte şarkı söyledik, birlikte eğlendik, birlikte dua ettik... Zorluklardı belki yakınlaştıran, belki sıcacık Bolu halkının doğallıydı, ortamı güzelleştiren. Yeni gelmiştik Ankara’dan, ‘dönsek mi?’ diye düşünmedik bile. Öyle güzel zamanlar geçirdik ki, depremin etkisini bile atlatacak güçte öyle bağlılıklar yaşadık ki, çoluk çocuk bir arada, her güçlüğe meydan okuyabiliyorduk.

Zamanla acılar unutuldu, yeniden evlere yerleşildi, eski yaşam temposuna geri dönüldü.  Tayinler, yer değiştirmeler, yeni işler derken arkadaş grubu dağıldı, yenileri kuruldu. Eski doğallık kalmasa da, eskimeyen özel dostluklar, yenilerine eklenerek devam etti. O günlerin ilkel ve doğal sıcaklığı hiçbir zaman aynen devam etmese de, küçük kentte yaşamanın ve çok dost biriktirmenin gururunu yaşatan Bolu, o ilk günlerden beri hep özel oldu yüreğimde. Büyük bir kentte asla yaşayamayacağınız, çarşıda aynı insanlarla, sinemada aynı insanlarla, panayırda aynı insanlarla, lokantada aynı insanlarla, alışveriş merkezinde aynı insanlarla karşılaşma olasılığının yüksekliği, zamanla çok güvenli ve rahat hissetmeme yol açtı. Çünkü her yerde her zaman evinizde hissettiren bu duygu, ‘En Yaşanılası’ yerde yaşadığımı hissettirdi her zaman. Her yer evimdi, her yer benimdi. Kasabım, içeri girer girmez beni tanıyor, hal hatır soruyor; bakkalım, “Sütünüz ve gazeteniz burda” diyordu.  Manavım “Oooo hocam, geçen hafta yoktun! Hayırdır, bi yaramazlık yok inşaallah!” diye karşılıyordu. Lokantaya gidince “Tam da sizin istediğiniz gibi....” diyorlardı. Mağazaya gidince, “Geçen hafta arayıp da bulamadığınız etek geldi.” diye karşılanıyordum. Hastaneye gidince,arkadaşım olan doktorumla sohbet eder gibi muayene oluyor, Eczaneye, daha gitmeden telefonla ilacı hazırlatıyor, geçerken alıyordum. Git gide Ankara’dan alış veriş yapmamaya, doktora gitmemeye, zorunlu olmadıkça, aile ziyereti dışında pek de dışarı çıkmamaya başladım. Bolu’da güvenlik ve evimde olma hissi sıcacık sarmıştı beni. Belki bir toplantı, bir eğlence, bir organizasyon, kısa bir tatil için gidiyordum başka illere, ama sonrasında Bolu’ya dönme hissi hep içimdeydi.

Hani sormuşlar ya Yahya Kemal’e “Ankara’nın en çok neyini seviyorsunuz?” diye; o da, “İstanbul’a dönüşünü” demiş. Aynı o şekilde, ben de artık Bolu’ya dönüşünü diyorum her il için. SEVGİYLE...

2 yorum yapılmış

  • kranCan29 Aralık 2016 • 11:38

    Canim yazıni zevkle okudum sanki benimde düşuncelerm ayni bende bir bolulu olarak başka yerde yaşayamam biraz bizleri soğuk deselerse de samimiyetine inandığmızi candan severiz tebrik ediyorum her konuda basarilisin sevgiyle kal mutlu nice yillar
  • ilerSharrifMoghaddass29 Aralık 2016 • 16:59

    Arkadaşım çok keyifle okudum, başarılarının devamını dilerim.Senin ve ailenin yeni yılını kutluyorum, sağlıkla kal öptüm.

Yorum yazın

İsim (Gerekli)
Yorumunuz (Gerekli)

Sayfada yer alan yorumlar kişiye ait görüşlerdir. Yapılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.

Yazarın diğer yazıları