15/12/2019

İŞLETMELERDE KRİZ ASLINDA BİR FIRSAT MIDIR?

Dr. M. Arif TUNCER

17 Ekim 2016

Sayın Okurlarımız,

İçerisinde bulunduğumuz yılın Ağustos ayından itibaren görevim dolayısı ile cennet memleketimiz olan Bolu’ya gelerek, Sizlerle aynı şehri paylaşmanın gurur ve sevincini bir arada yaşamaktayım. Günümüz itibariyle, genel çerçevesi işletme yönetimi olan yazılarımla Siz değerli okurlarımızın huzurlarında ve yanında olmaya çalışacağım.

Köşemizin bugünkü konusu, ticari işletmelerin faaliyetlerini sürdürdükleri esnada karşılaştıkları ya da karşılaşacakları muhtemel krizlerin aslında bir fırsat olup olmadığının değerlendirilmesidir. Bu kapsamda öncelikle kriz ve kriz yönetiminin ne olduğu ile ilgili bilgi paylaşımında bulunulacak, sonrasında ise işletme müteşebbis ve yöneticilerine çeşitli tavsiyelerde bulunulacaktır. 

İşletme, üretim faktörü olarak nitelendirilen doğa, emek, sermaye, girişimci (müteşebbis) gibi faktörleri sistematik bir biçimde birleştirerek mal ya da hizmet üretme amacına hizmet eden birimdir. İşletmeler de tıpkı canlılar gibi doğmakta, yaşamını devam ettirmekte ve ölmektedir. Yani her işletmeyi bir birey olarak düşünmek yanlış bir yaklaşım tarzı olmayacaktır. Nasıl toplumda yaşayan bireylerin bir çevresi var ise işletmelerin de bir çevresi vardır. Yani işletmeler, içerisinde bulunduğu çevre ile birlikte bir sistemin parçası olarak faaliyetlerini sürdürmektedir.

İnsanlar, nasıl yaşamış oldukları ülke ve şehrin dinamiklerinden anlık olarak etkileniyor ise, işletmeler de bu durumdan kendi payına düşeni almaktadır. İşletmenin faaliyet gösterdiği toplumun kültürel yapısı, nüfus yoğunluğu, içerisinde bulunulan politik durum, teknolojinin kullanım düzeyi ve benzeri değişkenler, o işletmenin etkilenmiş olduğu dış çevre unsurlarını oluşturmaktadır. Bu çevresel koşullarda meydana gelebilecek muhtemel değişiklikler, şirketleri alışkın olmadıkları durumlar ile karşı karşıya bırakabilirler. İşte bu tarz durumlarda şirketler için belki de günümüzde duymaya alışkın olduğumuz “kriz” kelimesi daha sık kullanılmaya başlanacaktır. Örneğin, bir işletmenin faaliyet alanı geleneksel gıda üretmek ve bu ürünü müşterilerine sunmak ise fastfood olarak yavaş yavaş dilimizde yer edinen hazır yiyecek sektörünün her geçen gün hızla büyümesi karşısında gerekli tedbirleri alması gerekmektedir. Aksi takdirde biraz evvel bahsetmiş olduğumuz kültürel değerlerdeki değişim karşısında kriz ile baş başa kalacaktır.

Kriz, başlı başına alışılagelmiş yapıya zarar verecek olan bir belirsizlik durumunu ifade etmek için kullanılmaktadır. Peki, başlığımızda da belirttiğimiz gibi krizler aslında içerisinde bir fırsatı da barındırmakta mıdır? Bu soruya cevabımız dış çevresi ile sürekli iletişim halinde olan ve öğrenmeye açık şirketler için “evet” olacaktır. Daha açık ifade etmek gerekir ise, her kriz henüz meydana gelmeden çeşitli sinyalleri işletmeye göndermektedir. İşletmesinin her türlü durumundan haberdar olan ve liderlik vasıflarına sahip yöneticiler, bir gemi kaptanı edası ile fırtınalı denizde (belirsizlik koşullarındaki sektör) sürekli dürbün kullanmalı (kriz sinyallerinin alınması) ve karaya oturmadan dümeni açık denizlere (gerekli tedbirlerin alınması) çevirmelidir. Bu yaklaşım proaktif (bir olumsuzluğu olmadan önleme yaklaşımı) bir tarz olarak bize kendisini göstermektedir ki hayatın her alanında gerek bireysel (şahıs) ve gerekse tüzel kişilik (firma) olarak bu yaklaşımı benimsemek gerektiği değerlendirilmektedir.

Yalnızca krizin gelmeden önce gönderdiği sinyalleri almak ve tedbirli davranıp işletmemizi bu durumdan kurtarmak yeterli olmayacaktır. Atlatılan tehlikenin denetim altına alınarak bir süre izlenmesi ve tekrarlanmamasının sağlanması gerekmektedir. Sonrasında tehlikenin geçtiği gerçekten anlaşıldığında ise normal duruma geçiş çalışmalarının yapılması önem arz etmektedir. Sürekli öğrenmeye ve dış çevre unsurlarından gelen bildirimleri almaya açık olan işletmeler, yaşamış oldukları bu durumu öğrenmeli, özümsemeli, kaydetmeli ve kurumsal hafıza olarak nitelendirilen kişilerden bağımsız olması gereken işletme belleğine kaydetmelidir.

“Krizden fırsat olur mu?” sorusuna net yanıt vermek gerekir ise, evimize ekmek götürdüğümüz işletmenin sorumlu müteşebbis, yönetici ya da çalışanı olarak; işletmemizin çevresi ile olan iletişimini sağlıklı ve akıcı tuttuğumuz, bu iletişim sayesinde yaşanabilecek belirsizlik (kriz) ortamlarını olmadan fark ettiğimiz, ciddi bir ekip ruhu ile bir araya gelerek kriz masası oluşturduğumuz ve yönettiğimiz, bertaraf ettiğimiz krizden dersler çıkararak kurumsal hafızaya bir tehlike tanımı olarak devredebildiğimiz sürece “Evet, krizden fırsat olur”. Çünkü içerisinde bulunduğumuz sektörde rekabet içerisinde olduğumuz işletmelerden bazıları yukarıda tavsiye edilen hususları yerine tam manasıyla getiremeyecektir. Bu durum, kendileri için müşteri kaybına neden olur iken, tedbirli davranan işletmeler açısından bir fırsat ve müşteri sayısını artırma stratejisine dönüşecektir.

Başka basit bir örnek ile yazımızı neticelendirmek gerekirse, bir seyyar satıcı olarak yazın güneş tepede iken sokakta tişört sattığımızı düşünelim (rutin işleyiş) fakat yılın her döneminde yağış alabilen bir coğrafyada iş yapmaktayız. Birden havada siyah bulutların arttığını gördük ve şimşekler çakmaya (kriz sinyalleri) başladı. Peşinden yağmur olağanca şiddetiyle yağmaya başladı (kriz). Hemen satmakta olduğumuz ürünleri toplayarak arabaya taşıdık, biz de arabaya bindik ve yağmurun dinmesini beklemekteyiz. Bu durumda yağmurun yağması, seyyar satıcı için bir kriz gibi görünüyor. Buraya kadar standart olan davranışı sergileyerek olması gerekeni yaptık. Fakat olması gerekenler bununla sınırlı değil. Her seyyar satıcı kendisini yağmurdan korumak için mutlaka yağmur almayan bir yere kendisini gizler ve yağmur dinince tişörtlerini satmaya devam eder. Kriz sinyalleri alınmış ve krizden zarar görmemek için bir köşeye saklanılmıştır. Ama bir seyyar satıcı da vardır ki, yaşamış oldukları coğrafyanın sürekli yağış aldığını algılamış ve arabasının bagajında uygun fiyatlı belki de tek kullanımlık şemsiyeleri muhafaza bulundurmaktadır. Hemen tezgâhındaki tişörtleri ıslanmadan arabasına taşımış, yerine şemsiyeleri dizmiş ve kendisi de bu şemsiyelerden bir tanesinin altına girmiştir. Islanmak istemeyen insanlara şemsiyelerini satmış, kendisi de ıslanmamıştır. Yani krizi algılamış, tedbirini almış, kendisini muhafaza etmiş, parasını kazanmaya da meblağını artırarak devam etmiştir. Diğer seyyar satıcılar o bunları yaparken araçlarında oturmayı ya da bina çıkıntısı altında tişört satmaya devam edebilmek için yağmurun dinmesini beklemeyi tercih etmişlerdir. Şemsiye satan seyyar satıcı yağmur krizini fırsata çeviren iyi bir kriz yöneticisi olarak, rekabette kendisini öne geçirmiş ve evine o gün diğer seyyar satıcılardan daha fazla kazançla dönmüştür.

Saygılarımla.

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorum yapan siz olun!

Yorum yazın

İsim (Gerekli)
Yorumunuz (Gerekli)

Sayfada yer alan yorumlar kişiye ait görüşlerdir. Yapılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.

Yazarın diğer yazıları