14/10/2019

ATATÜRK BU GÜNLERİ GÖRMÜŞTÜ

Nilgün ÖZERDOĞAN

1 Eylül 2016

Atatürk’e çok ihtiyacımız olan günlerden geçiyoruz. Her gün bir önceki günü aratır oldu. Ortadoğu ülkelerinden beter olduk. Günlük şehit sayısı onlarla ifade ediliyor artık. İki üç şehidin adı bile anılmıyor. Oysaki gencecik bir fidanın yitirilişi, bir ailenin tamamen yıkımı demek. Şehit aileleri artık yaşamlarının sonuna kadar bu acıyla yaşamak zorunda kalacaklar. Ateş düştüğü yeri yakıyor ve bu ailelerin evlat acısını unutmaları imkansız.

          Her hafta yazımda Atatürk’ün fikirlerine olan ihtiyacımızı yazıyorum. Zira başka bir şey yazmaya fırsat olmuyor. İnsanlardan, hayvanlardan, güzel yörelerimizden, sevgiden, aşktan, şiirden, romandan, kitaplardan bahsetmek istiyorum. Ne mümkün, sabah bir kalkıyoruz ki, kıyamet kopmuş…

         Yaşama sevincimizi kaybetmeye başladık. Herkeste bir huzursuzluk ve bir gelecek korkusu var. İnsanlar evlatlarının yarınından endişe ediyorlar artık. Daha önce bu duyguları hiç yaşamamıştık. Hep çocuklarımız bizden daha iyi şartlarda yaşasın, onlar sıkıntı çekmesin diye düşünürken, ülkemizin geleceğinden endişe etmeye başladık. Dolayısı ile bundan sonraki yıllarda onlar nasıl bir Türkiye’de yaşayacaklar?

          Her olay Ata’mızın ne kadar haklı ve ne kadar ileri görüşlü bir devlet adamı olduğunu gösteriyor. Yurtta sulh, cihanda sulh demiş Ata’mız. İçeride ve dışarıda barış olmazsa ülke gelişir mi? Çevren ateş çemberi olursa, bu ateşin bize sıçramaması mümkün mü?

          Türk milleti olarak tarih boyunca ne acılar yaşamışız. Tarih sayfalarını karıştırdıkça ülkeyi yönetenlerin kendi hırsları uğruna ve ileriyi göremediklerinden isabetli kararlar alamadıklarını ve koskoca bir milleti felakete sürüklediklerini görüyoruz. Şimdi de böyle günler yaşıyoruz. Balkan Savaşları, Osmanlı Rus Savaşı, Sarıkamış faciası hep bunların örnekleri ile dolu. Kim bilir daha bilmediğimiz gün yüzüne çıkmamış ne hikayeler var?

         Osmanlı döneminde, 1789 yılında Fransız ihtilali olduğu zaman, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi açıklanıyor. Bu aydınlanma ve özgürlük hareketi, köleliğin kaldırılması tüm ülkelere yayılıyor. Bugünkü gelişmiş ülkeler, sanatta, bilimde, teknolojide çağ atlarken, bizimkiler gavur icadı diye matbaayı bile ülkeye sokmuyorlar. Padişah her şeyi din adamlarına soruyor, dine uygun mu diye onlardan fetva alıyor. Padişah bu aydınlanma hareketini incelesin diye bir din adamını Fransa’ya gönderiyor, bizim devlet adamı “Kesinlikle Osmanlı’ya bu fikirler girmemeli, dinimize uygun değil, bunlar şeytan işi.” diye mektup yazıyor. İnsanı hayrete düşüren o mektubu size başka bir yazıda aktaracağım. İnsan bu kadar geri kafalı olur, Türk milleti işte bu yobazlar yüzünden medeniyet yolunda gerilerde kalmış ve zavallı Anadolu insanı yokluğa mahkum edilmiş. Hala bu yobazlarla uğraşıyoruz ve bugün başımıza gelenler de bu kafalar yüzünden.

         Gerçi bugün de Diyanet’in Fetva Kurulu, iğrenç ve hastalıklı, utandırıcı fetvalar vermeye devam ediyorlar. Diyanetin işi belden aşağı sapık düşüncelere cevap vermek midir? insan okurken utanıyor, ama onlar gerine gerine toplumun karşısına geçip konuşuyorlar.

          Geçmişi kahramanlıklarla dolu ordumuzun içine düşürüldüğü durum çok vahim. Hele Bolu Tugayı’nın önüne konan çöp kamyonları hepimizin içini acıttı. Doğuda yıllarca kahramanca çarpışan bu aslanlara reva görülecek bir tavır asla olmamalı. Bolu Tugayı’ndaki o kahramanlar Kıbrıs Barış Harekatında da destanlar yazdılar ve yine şehit oldular. Biz işimizde rahat çalışalım, evlerimizde huzur içinde oturalım diye yurt bekçiliği yapan bu kahramanlara ülke çapında  yapılan bu zulümler ve küçük düşürmeler, gelecekte tarih sayfalarında okunurken insanlarımızın yürekleri yine burkulacak.

         Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerine dinamit koyan, sızılmadık, girilmedik yer bırakmayan bu gafiller, kendilerinden öyle eminmişler ki, mutlaka başarılı olacaklarını düşünmüşler. Bir tek Mustafa Kemal’in askerlerini unutmuşlar.

          Askerimizin içine 2002 yılına kadar sızan, 2002 yılından sonra da bilerek yerleştirilen askeri üniformalar içindeki beyni yıkanmış ve uyuşturulmuş FETÖ’cüler, hak ettikleri cezayı mutlaka almalılar. Bu devirde hala böyle çağdışı insanların yetişmesine zemin hazırlanması da ayrıca sorgulanması gereken çok önemli konular.

        Yüce Ata’mız Bursa Nutku’nda sanki bu günleri görmüş gibi bakın neler söylemiş. Tıpa tıp bugünün aynısı:

         “Türk Genci, devrimlerin ve Cumhuriyet’in sahibi ve bekçisidir. Bunların gereğine, doğruluğuna herkesten çok inanmıştır. Yönetim biçimini ve devrimini benimsemiştir. Bunları güçsüz düşürecek en küçük, ya da en büyük bir kıpırtı ve bir davranış duydu mu, “Bu ülkenin polisi vardır, jandarması vardır, ordusu vardır, adalet örgütü vardır.” demeyecektir. Elle, taşla, sopa ve silahla; nesi varsa onunla kendi yapıtını koruyacaktır.  

         Polis gelecek, asıl suçluları bırakıp, suçlu diye onu yakalayacaktır. Genç, “Polis henüz devrim ve Cumhuriyet’in polisi değildir.” diye düşünecek, ama hiçbir zaman yalvarmayacaktır. Mahkeme onu yargılayacaktır. Yine düşünecek, “Demek adliyeyi ıslah etmek, rejime göre düzenlemek lazım.” diyecek. Onu hapse atacaklar. Yasal yollarla karşı çıkışlarda bulunmakla birlikte bana, başbakana ve meclise telgraflar yağdırıp, haklı ve suçsuz olduğu için salıverilmesine çalışılmasını, kayrılmasını istemeyecek. Diyecek ki, “Ben inanç ve kanaatimin gereğini yaptım. Araya girişimde ve eylemimde haklıyım. Eğer buraya haksız olarak gelmişsem, bu haksızlığı ortaya koyan neden ve etkenleri düzeltmek de benim görevimdir.

         İşte benim anladığım Türk genci ve Türk Gençliği!”

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorum yapan siz olun!

Yorum yazın

İsim (Gerekli)
Yorumunuz (Gerekli)

Sayfada yer alan yorumlar kişiye ait görüşlerdir. Yapılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.

Yazarın diğer yazıları