15/10/2019

AKİL ADAMLAR NEREDE? -2

Nilgün ÖZERDOĞAN

Nilgün ÖZERDOĞAN
8 Haziran 2016

Geçen haftadan devam ediyorum.

        …/. 

         Siz hiç büyüklerinizden, ninelerinizden, dedelerinizden Osmanlı’nın son yıllarındaki ekonomik durumunu, yoksulluğun ne boyutlarda olduğunu dinlediniz mi? Yol yok, elektrik yok, fabrika yok, okul yok, hastane yok, yiyecek yok, giyecek yok, yok da yok. Turgut Özakman’ın belgelere dayalı olarak yazdığı Diriliş, Şu Çılgın Türkler, Cumhuriyet Mucizesi kitapları mutlaka okunmalı. Bu kitapların yanında sayısız yazarların o günlerin yoksulluğunu anlatan muhteşem anı kitapları var. Vehbi Koç’un 1900’lü yılları anlatan “İşte Hayatım” isimli kitabında, o günlerin yoksulluğu ve çaresizliği ile  Osmanlı’nın Anadolu insanını nasıl sahipsiz bıraktığı çok güzel ifade edilmiş.

          O yıllarda, bütün zenginlikler Rumların ve Ermenilerin elinde, bütün ticari hayatı onlar yürütüyor, en güzel evlerde onlar oturuyor, bizim Türkler de Osmanlı yöneticilerinin basiretsiz tutumları sayesinde sadece tarlada Ortaçağdan kalma yöntemlerle çiftçilik yapıyorlar ve askere gidip ölüyorlar. Şimdi tutmuşlar Osmanlı torunlarıyız diye atıp tutuyorlar. Bu mudur Osmanlı torunu olmak? Bunun nesi ile övünüyorsunuz?

           Üstelik enkaz haline gelmiş imparatorluk, Yunanlılar, İngilizler, Fransızlar ve İtalyanlar tarafından bölüşülmüş, İstanbul işgal edilmiş, bu Sevr paçavrasını da Osmanlı Padişahı imzalamış. Padişah milletini düşünmek şöyle dursun, kendi tahtını kurtarmak için İngilizlerle işbirliği yapmış. Bunlar belgelerle Türk ve diğer ülkelerin arşivlerinde mevcut. Buna rağmen nasıl da yalanlarla gerçekleri çarpıtıyorlar. Dillere destan Çanakkale Savaşlarında bir askeri deha olarak ortaya çıkan Atatürk’ü yok sayıyorlar, Kurtuluş Savaşı’nı es geçiyorlar, enkaz üzerine kurulan Cumhuriyet’imizi küçümsüyorlar ve milli bayramlarımızı kutlamıyorlar. Yeni yeni uyduruk zaferler icat edip, belgelerle kayıtlı tarihi çarpıtmaya çalışıyorlar. Bence insanın aklıyla alay eder gibi durumlara düşerek gülünç oluyorlar aslında.

       Her yaptıkları yanlış bir gün gelip kendilerini vuruyor. Askerlere sahte belgelerle yapılan kumpasları uzun yıllar unutulmayacak ve tarih sayfalarında utançla anılacaklar. Gerçekleri çarpıtarak bugün için insanları aldatabilirsiniz, ancak yalancının mumu yatsıya kadar yanar misali, tarih gün gelir sizi mahcup eder.

       Tıpkı üç yıl önceki oynan akil adamlar tiyatrosu gibi. Üç yıl öncesini hatırlayınız, ne olduğu belli olmayan, bir kısmı da tamamen Türk düşmanı ve vatan hainlerinden oluşan insanlar bugün neredeler acaba? Bir tanesinin sesi çıkmıyor, kendilerini savunamıyorlar bile. Halkın gözünde de sıfıra düştüler.

       Üç yıl önce 63 kişiden oluşan sözde “Akil Adamlar” Türkiye’yi il il gezdiler ve zehirli fikirlerini kendi yandaşları ile paylaştılar. 16 Nisan 2013 tarihinde Bolu’ya gelerek, Gazelle Otel’de toplandılar. Akil adam dediğiniz kişiler, toplumun saygın, her görüşten, her gruptan bilgili, deneyimli, insanların  fikirlerine saygı duyduğu kanaat önderi kişiler olmalıdır. Bu insanlar ise iktidara yakın, bir kısmı Ortaçağ kafalı, bir kısmı Türk düşmanı ve vatan haini kişilerden oluşuyordu. Bizler ve benim gibi düşünenler hayret ve acı içinde bu tiyatroyu izlediler ve konuşulanları duyunca vicdanları sızladı. Bu akil adamların Türkiye’yi 7 bölgeye bölerek şehir şehir gezmeleri ve ortaya koydukları fikirler, yine tarihimizin kara sayfaları içinde kesinlikle yer alacak.

        O günkü toplantıya katılan TESK Başkanı Bendevi Palandöken ve Şemsi Bayraktar konuşmalarında suya sabuna dokunmayan konuşmalar yapmışlar. Diğer konuşmacıların söyledikleri ise niyetlerinin ne olduğunu açık açık ortaya koyuyor. Adamlar adeta hayal aleminde yaşıyorlar. Bu konuşmalara da bir tek kişi karşı çıkmış, o da 35 yıl eğitim alanında hizmeti bulunan ve Abant İzzet Baysal Üniversitesi’nde tarih ve ilahiyat dersleri verdikten sonra emekli olan öğretim üyesi Hasan Dinç Bey. Hasan Bey aynı zamanda 50 yıllık köşe yazarı, şu anda da Bolu Gündem Gazetesi’nde haftalık çok güzel yazılar yazıyor. Hasan Bey’in de itirazında ne kadar haklı olduğu bugün yaşadığımız olaylarla ortaya çıkıyor. Yayınlanmış 4 adet kitabı bulunan Hasan Bey, bu haklılığını 25 Ocak 2016 tarihinde Bolu Gündem Gazetesi’ndeki köşesinde “Tarih unutmaz” isimli yazısı ile çok güzel anlatmış.

         Bu toplantıda, Yeni Şafak Gazetesi yazarı Kürşat Bumin, “Bizler hükümetin siyasi komiseriyiz. Türkiye’de büyük facia yaşanmakta. 30 yıldır ne devlet, ne de hükümetler bu faciayı çözemedi. Toplumun öncülük yapması gerekiyordu. 30 yılda 40 bin insan hayatını kaybetti. Türkiye’de bir iç  savaş var. Şimdi ciddi bir umut içerisindeyiz. Tabi ki bu terör nasıl bitecek bunu bilemiyoruz. Artık bu iç savaş bitsin.” demiş.

         Akil Adamlardan biri olan Oral Çalışlar ise, “Akil denince kendimizle dalga geçmek gibi geliyor. Akil denince toplumun daha sağlıklı olduğunu taktir ediyorum. Bizler yeni bir Türkiye yaratmak istiyoruz. Kötü devlet zihniyetini yıkmak istiyoruz. Bu yola ihtiyaç vardı. Bu güne kadar her şeyin bedelini ödedik. Bir şey vermeden barışı sağlamak mümkün değil. Türk’le, Kürt’le AKP’yle, CHP’yle, MHP’yle her şey değişecek. 1982 Anayasası ile yeni ülke inşa edemeyiz. Özürlü Türkiye’yi onurlu Türkiye yapmalıyız.” diyor.

         Bir başka akil adam Yıldıray Uğur “Bu toplantılar başlamadan günler önce bir istatistik tutmaya başladım ve 83 gündür görüşmelerin başlamasıyla bu ülkede kimse hayatını kaybetmedi. Bizler konuştukça insanlar hayatta kalıyor. Bence çok geç kaldık bu konuşmaları yapmakla.” demiş.

         Akil İnsanlardan Fatma Benli de kısaca, “Türkiye’de 13 yıl 15 ilde olağanüstü hal yaşandı. Her gün televizyonları açtığımızda içimiz kan ağlıyordu. Kavgalarımız vardı, kaygılarımız vardı hep. Hiç kimse  artık kanın devam etmesini istemiyor.” demiş.

         Bu yıkıcı konuşmalar bitince Hasan Bey söz alıyor ve şu tarihi konuşmasını yapıyor: “Biz ulus devlet ve üniter yapıyı bir İstiklal Savaşı’ndan sonra kurduk. Masa başında kimsenin istemesiyle bunlardan vazgeçemeyiz. Kurmak için nasıl savaş yapmışsak, korumak için de savaşmaya hazırız. Ulus devletten ve üniter yapıdan rahatsızlık duyup, onu yıkmak isteyenler bizimle savaşı göze almak zorundadırlar.”

      Bu toplantı yapılmadan önce de Birleşik Kamu İş, Türkiye Gençlik Birliği, Cumhuriyet Kadınları Derneği ve İşçi Partisi ortak basın toplantısı düzenleyerek, çözüm süreci kapsamında oluşturulan akil adamları 1915-1919  yılları arasında ülkemizin işgal edilmesi için haklı  ikna etmeye çalışan Heyet-i Nasiha’ya benzeterek, “Ülkemiz akil adamlara yabancı değildir. 1915-1919 yıllarında emperyalistler yurdumuzu işgal ederken  de heyet-i nasiha heyetleriyle işgale karşı koyulmasın diye ikna etmeye çalıştıkları bu halk işgali kabul etmemiş, emperyalistleri ve ihanetçi, işbirlikçi  Damat Feritleri kovmuş ve sonunda Türkiye Cumhuriyet’ini kurmuştur. (…) Halktan izole edilmiş beş yıldızlı otellerde taraftar davetlilerle yaptıkları toplantılarda Köroğlu’nun torunlarını ikna edeceklermiş. Bu şahısların Türkiye’nin üniter yapısını tehdit eden, örgüt başı Öcalan tarafından yönlendirildikleri açıkça ortaya çıkmıştır.” demişler.

        Bugün görüyorsunuz nasıl bir ihanet karşısında olduğumuz açıkça ortaya çıkıyor. Cumhuriyetimizin her karış toprağında yoksul Anadolu çocuklarının kanı varken bu yapılanları unutmamalıyız. 100 yıl önceki ihanet bugün aynen tekrarlanıyor. Tek umudum, dün Atatürk’ün yanında çok az kişi varken bugün milyonlarca Atatürk’çü düşünceye sahip Türk var. Biz milyonlarca Mustafa Kemal’in askerleri olarak bu ihanet odaklarına asla pabuç bırakmayacağız.        

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorum yapan siz olun!

Yorum yazın

İsim (Gerekli)
Yorumunuz (Gerekli)

Sayfada yer alan yorumlar kişiye ait görüşlerdir. Yapılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.

Yazarın diğer yazıları