23/07/2018

İŞ SAĞLIĞI VE GÜVENLİĞİ HAFTASI

Selman DOĞAN A SINIFI İŞ GÜVENLİĞİ UZMANI

Selman DOĞAN A SINIFI İŞ GÜVENLİĞİ UZMANI
6 Mayıs 2016

İş Sağlığı ve Güvenliği Haftası her yılın 4-10 Mayıs günleri arasında kutlanmaktadır. Buradaki amaç İş Sağlığı ve Güvenliği’nin önemine dikkat çekerek, iş kazaları ve meslek hastalıklarının azaltılması hedeflenmektedir. Bu haftada özellikle şu unsurları tekrar hatırlamakta fayda olacaktır;

İŞ GÜVENLİĞİ MEVZUATI

İLGİLİ KANUNLAR TÜZÜKLER YÖNETMELİKLER

1- T.C. Anayasası: Anayasamızın, Herkes, dilediği alanda çalışma ve sözleşme hürriyetlerine sahiptir. Özel teşebbüsler kurmak serbesttir. Diye başlayan 48. Maddesinden, Ücret emeğin karşılığıdır. Diyen 55. Maddesine kadar olan bölüm Anayasamızın İş ve Çalışma Hayatı ile ilgili hükümlerini kapsamaktadır.

2- Kanunlar: İş Kanunu, Borçlar kanunu, Belediyeler Kanunu, Umumi Hıfzıssıhha Kanunu, Sosyal Sigortalar Kurumu Kanunu, Hafta Tatili Kanunu, Çıraklık ve Meslek Eğitimi Kanunu,

a- İş Kanunu: Günün ihtiyaçlarına cevap veremez duruma gelen 3008 sayılı İş Yasanın yerine 1967 yılında 931 sayılı İş Yasası çıkarılmıştır. 931 sayılı İş Yasanın Anayasa Mahkemesi tarafından usul yönünden bozulması üzerine hemen hiçbir değişiklik yapılmadan 1971 yılında 1475 sayılı İş Yasası yürürlüğe konulmuştur. 1475 sayılı İş Yasası ve ona uygun olarak çıkarılan tüzük ve yönetmeliklerle çağdaş ve geniş anlamda ayrıntılı düzenlemeler getirilmiştir. 4857 sayılı İş Kanunu 22 Mayıs 2003 günü TBMM.’de kabul edilmiş ve 10 Haziran 2003 tarihinde 25134 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. 4857 sayılı İş Kanununun beşinci bölümü “İş Sağlığı ve Güvenliği” başlığını taşımakta olup, 77. ile 90.maddeleri arasındaki 13 madde bu konuyla ilgilidir.

b- Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun: 28 Ocak 1946 tarihli 4841 sayılı Çalışma Bakanlığı kuruluş yasasının birinci maddesi ile Bakanlığın görevleri arasında sosyal güvenlikte yer almıştır. Mevzuatımıza sosyal güvenlik ilk kez bu yasa ile girmiştir. İşçi sağlığı ve iş güvenliğine yönelik çalışmaların tek elden yürütülmesi amacıyla Çalışma Bakanlığının kurulması sonrasında bu görev İşçi Sağlığı Genel Müdürlüğü'ne verilmiştir.

c-Sosyal Sigortalar Kurumu Kanunu: 506 sayılı SSK Kanunu işçilerin çalışma hayatı ile ilgili hükümleri kapsar. 

d-Belediyeler Kanunu: 1580 sayılı Belediyeler Yasası'na göre işyerlerinin işçi sağlığı ve iş güvenliği yönünden bazı açılardan denetlenmesi görevi belediyelere verilmiştir.

e-Borçlar Kanunu: 1926 yılında yürürlüğe giren Borçlar Yasası'nın 332’nci maddesi işverenin iş kazaları ve meslek hastalıklarından doğan hukuki sorumluluğunu getirmiştir. Hizmet akdi ve işin düzenlenmesi ile ilgili yeni hükümler getiren bu yasa sosyal güvenlikle ilgili herhangi bir zorunluluk getirmemekle birlikle iş kazası ve hastalık hallerinde işçi yararına bazı hükümler içermektedir.

f-Umumî Hıfzıssıhha Kanunu: 1593 sayılı Umumi Hıfzısıhha Yasası'nın 7’nci kısmı işçi sağlığı ve iş güvenliği yönünden bugün bile çok önemli olan hükümler getirmiştir. İşyerlerine sağlık hizmetinin götürülmesi görüşü bu yasa ile başlamıştır. Yasanın 173–178 maddeleri ile endüstriyel kuruluşlarda, çocuk ve kadınların çalıştırılma koşulları, işçiler için gece hizmetleri, gebe kadınların doğumdan önce ve sonraki çalıştırılma koşulları, işyerlerindeki işçi yasağı konuları hükme bağlanmıştır.

g- Hafta Tatili Kanunu: Cumhuriyetin ilanından sonra ilk yasal düzenleme 2 Ocak 1924 tarih ve 394 sayılı Hafta Tatili Yasası olmuştur. Bu yasa Cumhuriyet döneminde işçi sağlığı ve iş güvenliği konusundaki ilk olumlu düzenlemelerden birisidir.

h-Çıraklık ve Meslek Eğitimi Kanunu: 3308 Sayılı Çıraklık Mesleki Eğitim Kanununun 3. Kısmı,  İşletmelerde meslek eğitimini, ücret sosyal güvenlik ve izin şartlarını kapsar.

3- Tüzükler: İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Tüzüğü, Parlayıcı ve Patlayıcı Maddeler Tüzüğü, Yapı İşlerinde İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Tüzüğü, Maden ve Taşocağı İşletmelerinde ve Tünel Yapımında Alınacak İSİG Önlemleri Tüzüğü, Ağır ve Tehlikeli İşler Tüzüğü,                         

4-Yönetmelikler: 4857 sayılı İş Kanununun yürürlüğe girmesinden bu yana geçen kısa zaman içerisinde birçok yönetmelik yayınlanmıştır.

İŞ GÜVENLİĞİ İLE İLGİLİ KURULUŞLAR

       İşçi sağlığı ve İş Güvenliği, Bakanlıklar ve bağlı kuruluşlar düzeyinde oluşturulmuş bulunmaktadır. Bunlar:

1-Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı,

a-İşçi Sağlığı Daire Başkanlığı

b-İş Sağlığı ve İş Güvenliği Merkezi

c-İş Teftiş Kurulu

2-Mili Savunma Bakanlığı,

3-Belediyeler,

4-Sosyal Güvenlik Kurumu,

5-Üniversiteler,

6-Milli Prodüktivite Merkezi,

7-Sınaî Eğitim Geliştirme Merkezi,

8-Türk Standartları Enstitüsü,

9-Çalışma Hayatının Tarafları,

10-İşyeri İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Kurullarıdır. 

İŞ GÜVENLİĞİNİN AMAÇLARI

İş yerlerinde sağlık, güvenlik, şartlarının iyileştirilmesi için alınacak tedbirler ile işçi işveren ve diğer kişilerin hak, sorumluluklarını belirlemektir.

Bu amaçla mesleki risklerin önlenmesi, sağlık ve güvenliğin korunması risk ve kaza faktörlerinin ortadan kaldırılması, iş sağlığı ve güvenliği konusunda işçi ve temsilcilerinin eğitimi, bilgilendirilmesi, görüşlerinin alınması ve dengeli katılımlarının sağlanması ile ilgili prensiplerin ve diğer hususların düzenlenmesidir.   İş Güvenliğinin amaçları şunlardır:

 1-Çalışanları korumak,

 2-Üretimin güvenliğini korumak,

 3-İşletmenin güvenliğini sağlamak,

 4-Diğer insanlara ve ekolojik çevreye zarar vermemektir.

İŞ GÜVENLİĞİNİN KAPSAMI

İş Güvenliğine ait çalışmaların, yasal olarak 4857 sayılı İş Kanunu ve Borçlar Kanunu kapsamında olan bütün iş yerlerinde uygulanması zorunludur. Ancak İş Güvenliğinin Sosyal, Toplumsal, Ekonomik ve can sağlığını direkt olarak etkilediği göz önüne alındığında iş ve çalışmanın olduğu her yerde uygulanması gereği bulunmaktadır.

İŞ GÜVENLİĞİNİNİN SOSYAL TOPLUMA ETKİSİ

Üretim ve hizmet modern toplumların ayrılmaz bir parçasıdır. Toplum sürekli olarak bir üretim/hizmet faaliyeti içinde olduğundan İş Güvenliği toplumsal bir konudur ve sosyal düzen üzerinde sürekli bir etki gösterir.

İş Güvenliği nüfusun büyük bir kısmını ilgilendirdiğinden toplumun birlik ve refahı açısından önemlidir. Çok bilimli bir konudur. Tıp, Mühendislik, Sosyal bilimler, Hukuk gibi konularla yakından ilgilidir. 

İş Güvenliği aynı zamanda sosyal politikaların, çalışma ekonomisinin ve endüstriyel ilişkilerin bir parçasıdır. Toplumu katmanlara ayırmak veya bir bütün haline getirmek işlevlerini görür. Bu nedenle sosyal düzen ile sürekli etkileşim halindedir. İş Güvenliğinin Sosyal Düzene etkileri: 

1-İş güvenliğini temel konusu insan ve insana ait koruyucu hizmetlerdir.

2-İş güvenliğinin önemli bir bölümü hukukidir. Hukuka ve İş hukukuna saygı bir bütündür.  

3-Yaşama ve çalışma şartları birbirinden ayrı konular değildir. İşçi ve ailesinin sağlığı arasında doğrudan bağlantılar vardır.

4-Çalışanların hayatı yalnızca 8–10 saatlik işyerinde çalıştığı bölümünü değil, onunla birlikte yaşamının geri kalan zamanını da içine alır.

5-Eskiden Meslek hastalıkları, belirli işlerde çalışan ve o işten ötürü maruz kaldığı etkilerle yakalanılan hastalık, olarak tanımlanırken, bu gün çevresel atıklar ve kirlenmeler nedeniyle toplumun bütün kesimleri meslek hastalıklarına maruz kalmaktadır.

6- İş Güvenliğinin alanı sadece meslek hastalıkları ve iş kazaları değildir. Bu olgular, birer sonuçtur. Önemli olan, bunlara yol açan yaşama ve çalışma şartlarının iyileştirilmesidir.

7-Kalkınmış ülkelerde uygun yaşama ve çalışma ortamları sağlamış olduğu için kazalar ve meslek hastalıkları en aza indirilebilmektedir. Meslek hastalıklarının ortadan kaldırılması yalnız çalışanları değil bütün toplumu ilgilendirir. Bunun için toplum bilinci oluşması gerekir.

8-Toplumdaki üretimin/hizmetin kalite ve verimi, iş güvenliği ile paraleldir. İş Güvenliğini bilimsel yöntemlerle uygulayan ülkelerin kalite ve verimleri yüksektir.

9- İşçi sağlığı iş güvenliği ekip hizmetidir. İşçi sağlığı hizmetlerinde kurumlar arası işbirliği zorunludur. İş Güvenliğinde iyileştirme eğitim yolu ile sağlanır.

                                          İŞ GÜVENLİĞİ EĞİTİMİ

İş Güvenliğinin sağlanması ve iş kazalarının önlenmesi için, en etkili tedbirlerin başında eğitim gelir. Çalışmalar sırasında ve programlı olarak İş Güvenliği eğitiminin yapılması mümkündür. Usta, Ustabaşı, Teknisyen gibi teknik elemanlar, işçilere gerekli açıklamaları yapar, muhtemel tehlikeler hakkında bilgi verirler. Çalışanların iş güvenliğine ait araçları kullanmayı bilmeleri tehlike ve kazaları en aza indirir. Ancak İş güvenliğine ait eğitim bir programa göre verilmelidir. Bu programla:

a-İşe yeni girenlerin eğitimi,

b-Tecrübeli işçilerin eğitimi,

c-Usta, ustabaşı ve teknisyenlerin eğitimi sağlanır. İşyeri büyükse ve çok sayıda eleman çalışıyorsa, “İş Güvenliği Birimi”   kurulur. Bu birim:

a-İş Güvenliği planlaması yapar,

b-Kaza analizi yapar, istatistikleri tutar,

c-İşçileri kazalardan korumak için eğitir,

d-Koruyucu araç ve gereçleri temin eder bunların kullandırılmasını sağlar,

e-İş yerine ait muhtemel tehlikeleri tespit eder, tedbirleri alır.

İŞ KAZALARI VE MESLEK HASTALIKLARININ SEBEP OLDUĞU KAYIPLAR

       ILO’ya göre, dünya’da her yıl yaklaşık 250 milyon iş kazasının olduğu. 160 milyon işçinin meslek hastalığına yakalandığı ve her yıl 1,2 milyon işçinin de bu gibi nedenlerden dolayı öldükleri belirtilmektedir.

Ülkemizdeki sigortalı bir işçinin iş kazası nedeni ile ölüm riski ortalama 0,5 iken Avrupa’da bu oran 0,1 dir.

Ülkemizde İş kazaları ve meslek hastalığı olaylarında önceki yıla göre önemli oranda azalmalar görülmekle birlikte, ölümcül kazaların oranı gelişmiş ülkelere göre oldukça yüksek durumdadır. Örneğin, İngiltere’nin yaklaşık altı katıdır.

ILO tarafından son yirmi yılı kapsayan ölümcül iş kazaları bakımından ise kömür madenciliği alanında ülkemiz dünya birincisidir. Meydana gelen iş kazaları ve meslek hastalıklarının ekonomilere toplam maliyetleri ise GSMH’nın % 1–3 arasında kayba neden olmaktadır. Ekonomimize etkileri bakımından yılda 2,5 trilyon TL zarara neden olurken, Yılda 1.500.000. işgünü kaybına sebep olmakta, yaklaşık maliyeti ise, 3,5 trilyonu geçmektedir.

ÇEVREDE GÜVENLİĞİ TEHDİT EDEN UNSURLAR

İş yerlerinde can ve mal güvenliği tedbirlerinin önceden alınması, o iş yerinde çalışan bireyleri daha iyi ve rahat çalışmaya sevk ettiği için üretim de ona göre artar. Sağlıklı bir tedbir almada, öncelikle neye karşı tedbir alınacağının bilinmesi gerekir. İş yerlerinde güvenliği tehdit edici birçok unsur vardır. Bunlar biyolojik kimyasal ve fiziksel unsurlardır.

BİYOLOJİK TEHDİTLER

Biyolojik tehditler denince akla insan için zararlı olan canlılar gelir. Bu canlılara mikroorganizmalar denir. Bazı çalışma yerlerinde mikrobik hastalıkların bulaşmasını kolaylaştırıcı etkenler bulunur. Bunlar:

1- Mikroba bulaşmış maddeler ve hayvanlar,

2- İş çevresinde, (Havada, toprakta, suda) bazı bulaşıcı hastalık etkenlerinin bulunmasıdır.

KİMYASAL TEHDİTLER

İş yerlerinde kullanılan kimyasal maddeler veya yan ürünler çalışanlar için tehlikeli olabilmektedir. Bu maddeler zehirli veya tahriş edici olup doğrudan vücuda girerler. Bu etkiler genellikle solunum, sindirim veya deri yoluyla gerçekleşir. Bu maddeler gaz, buhar, sıvı, toz ve bunların karışımı olarak vücuda etki ederler. Kimyasal tehditleri şöyle sıralayabiliriz:

1. Tabii Tehditler:

Doğada serbest olarak kalınca sağlık için zararlı kimyasal maddelerdir. Maden işçilerinin çalıştıkları maden tozları, kömür madenlerindeki metan gazı (Grizu) patlamaları ve bazı gazların solunması sonucu ortaya çıkan zehirlenmeleri, bu grup içinde sayabiliriz.

2. Suni Kimyasal Tehditler:

İş yerlerindeki üretim sırasında ürün ve yan ürünler oluşurken üretimi gerçekleştirenlerin sağlığı; solunum, deri ve sindirim yolu ile etkilenmektedir.

3. Endüstriyel Kirlilik:

Çevremizdeki sanayi kuruluşlarının yapmış olduğu kirliliktir. Endüstriyel kirlilik, çevremizdeki sanayi kuruluşlarının atıklarını nehirlere, göllere, denizlere, toprağa ve atmosfere bırakması ile meydana gelir. Bu atıkların kimyasal olması ise, kirliliği tehlikeli boyutlara getirir.

4. Hava ve Suların Kirliliği:

İnsan sağlığını tehdit eden en önemli faktörlerden birisi de hava ve suların kirliliğidir. Bunda endüstriyel kirlilik de önemli rol oynar. Isınma amaçlı yakacakların da hava kirliliğinde önemli rolü vardır. Hava ve suların kirliliği bazen toplu hastalıklara yol açacak kadar tehlikeli olabilmektedir. Bu nedenle özellikle büyük şehirlerde kirliliği önleyici ciddi tedbirler alınması gerekir.

FİZİKİ TEHDİTLER

Çalışılan ortamda, çalışanları tehdit eden bir takım fizikî tehditler mevcuttur. Bunlar ortamın ısısı, nemi, hava akımı, atmosfer basıncı, renk, ışık ve aydınlatma, ses, gürültü, sarsıntı ve radyasyondur.

1. Termal Konfor:

İş yerlerinde genelde 15–20°C ortam ısısı çalışmayı iyi yönde etkiler. Isının yüksek veya düşük olması insan enerjisinin bir kısmının boşa gitmesine sebep olur. Uygun olmayan bir ortamda bünyenin ısısını sabit tutma çabasına “ısı stresi” denir. Isı stresi başta kalp, damar sistemini yorar. Yüksek ısı, terleme ile aşırı su ve tuz kaybı sonucu ölüme yol açabilir. Düşük ısılar ise donma tehlikesine yol açabilir. Aşırı sıcaklıkta sıcak çarpması, yorgunluk, fazla su ve tuz kaybına bağlı olarak adalelerde ısı krampları oluşabilir. Nem oranının fazla olması dudak, ağız, burun kuruluğuna sebep olur. Hava akımı da sıcak veya soğuk bünyenin rahatsızlanmasına sebep olabilir. Hava basıncının ani değişiklikleri de diğer bir rahatsızlık sebebidir. Atom enerjisinin üretimi sırasında ortaya çıkan radyoaktif ışınlar da serbest kaldıklarında insan vücudunda başta kanser olmak üzere birçok hastalık yaparlar.

 

2. Işık şiddeti ve Aydınlatma Bozuklukları:

İş yerlerinde daha güvenilir bir çalışma için yeterli aydınlatma yapılmalıdır. Kötü aydınlatılmış bir odada uzun süreli çalışmak göz yorgunluğuna yol açar. Net görememe, aşırı göz yorgunluğundan kazalar olur. İş yerinde verim düşüklüğü meydana gelebilir.

Yeterli bir aydınlatma aşağıdaki avantajları sağlar.

1- Yaralanmalarda azalma,

2- Üretimde ve mamul kalitesinde artış,

3- Moral üzerinde iyi etki,

4- Daha iyi görünüş ve düzen.

Birçok kazanın oluşu her zaman çalışanın bilgisizliği ya da dikkatsizliği sonucu olmayıp aksine yetersiz aydınlatmadan doğmaktadır. Yeterli aydınlatma sonucu görüşte açıklık sağlanarak, tehlikenin daha çabuk tanınması ve sakınılması mümkün olur.

3- Renk ve insan Üzerindeki Etkisi:

Bir cismin en iyi şekilde görünmesi, cismin önünde bulunduğu zemin veya tonun renklerinin de tamamen aydınlatılmasına bağlıdır. Uygun olarak kullanılacak renkler görüş yorgunluğunun azalmasını çalışanın moralinin yükselmesini sağlar.

Zıt renklerin kullanılmasından mümkün olduğunca kaçınılmalıdır. (Siyah masanın üzerindeki beyaz kâğıt gibi keskin renk farklılığı olmamalıdır.) Böyle durumlarda göz zorlanması ve yorgunluk meydana gelir, çalışma isteği azalır. Bazı deneyler sonucunda renklerin insanlar üzerindeki etkileri şöyle tespit edilmiştir.

Kırmızı: Sıcaklık, şiddet belirtir, sinir sistemini tahrik eder,

Mavi: Sükûnet temin eder. Sinir sistemini sakinleştirir,

Yeşil: Serinlik, rahatlık sağlar,

Turuncu: Sertlik ve gösteriş ifadesidir,

Sarı: Sıcaklık, aydınlık, tedbir ifadesidir,

Beyaz: Temizlik, intizam, sıcaklık ifade eder.

Bu tespitlerden iş güvenliğinde yararlanılmaktadır. (Üretime ait makinaların yeşil, yangın araç-gereçlerinin kırmızı renkle boyanması gibi.)

4. Ses ve Gürültü:

SES VE GÜRÜLTÜ

Ses: İnsan kulağının algılayabildiği basınç kuvvetinin oluşturduğu bir duyumdur. Sesin ölçü birimi desibel (db)dir. Desibel, insan kulağının hassas olduğu orta ve yüksek frekansların ortaya koyduğu ses ölçü birimidir. Telefonu bulan Graham Bell’in adından gelmektedir. Sesi ölçen alete de sonometre denilir. Sesin şiddeti insanı farklı biçimlerde etkiler.

60 ile 90 db şiddeti: İnsanlarda solunum hızlanmasına ve baş dönmesine,

90 ile 120 db şiddeti: Sürekli baş ağrısına,

120 ile 140 db şiddeti: İç kulak bölgesinde ciddi zararlara,

140 db’yi geçen şiddet: Ciddi beyin tahribatına yol açar. Uluslararası Standart Örgütü’nün (ISO) normal saydığı ses seviyesi 58 db’dir.

Gürültü

Gürültü arzu edilmeyen genellikle yapay olarak meydana gelen seslerdir. İş yerlerinde gerek aletler, gerekse çalışanlar çeşitli sesler çıkarırlar. Bunlara istenmeyen sesler anlamında “Gürültü” denir. Gürültünün müsaade edilebilecek en üst seviyesi 80–85 desibel civarıdır. İnsanı rahatsız eden psikolojik ve fizyolojik gürültü kaynakları dört ana grupta toplanabilir. Bunlar:

1-Trafik gürültüsü,

2-Endüstri gürültüsü,

3-İnşaat gürültüsü,

4-Konut alanlarında oluşan gürültülerdir.

SES VE GÜRÜLTÜNÜN İNSAN SAĞLIĞINA ETKİSİ

Gelişmiş ülkelerde teknolojinin gelişmesine bağlı olarak ortaya çıkmış olan gürültü sorunu, günümüzün önemli çevre sorunlarından birisi olmasına rağmen, ülkemizde çok önem verilmeyen bir kirlilik türüdür. Gürültünün insan sağlığına verdiği zararlar: 

1-Sinir, ruh sistemi üzerinde olumsuz etkiler yapar,

2-Dikkat eksikliği, yorgunluk, uyku bozukluğu, baş ağrısına neden olur,

3-Dolaşım sistemi bozukluğu, gibi etkileri görülür.

4-İşitme duyusu üzerinde ise, gürültünün şiddeti, frekansı, kesintili olması gibi durumlara göre geçici sağırlık, zamanla tam işitme bozukluğuna yol açabilir.

5-İnsanın iç performansını azaltır,

6-Çevrenin hoşluğunu ve sakinliğini yok ederek niteliğini değiştirir.

Gürültü ile mücadelede için öncelikle teknik koruyucu ve kişisel koruyucu tedbirler alınmalıdır. İşe ilk girenlerin yapılan muayenelerinde, iç kulak, orta kulak arızası olanlar işitme sorunu olan beyin, kafa travması geçirenler gürültülü işlere alınmamalıdır. Çalışma süresinde işitme kaybı tespit edilenler, gürültüden uzak tutulmalıdır.

KAZA -YARALANMA ŞİDDETİ ORANI

Tedavi, bakım, ameliyat ve protez kullanmayı gerektiren kazaların hukuki yönlerinin belirlenmesinde faydalanılmak üzere hekim raporlarına göre iş kazalarında yaralanma şiddetinin belirlenmesi gerekir. Yaralanma şiddeti aşağıdaki esaslara göre belirlenir:

1- Yaralanma ile sonuçlanmayan kazalar,

2- Bir günden fazla işten kalacak şekilde tedaviyi gerektirmeyen yaralanmalar,

3- Bir günden fazla işten kalmayacak şiddette tedaviyi gerektiren yaralanmalar,

4- 20 günden fazla işten kalacak tedaviyi gerektiren kazalar,

5- Sürekli iş göremezlik veya ölüm ile sonuçlanan kazalar.

KAZALARIN İŞ GÜCÜNE VE EKONOMİYE ETKİSİ

Dünyada, yılda yaklaşık 110 milyon iş kazası olmakta ve 180.000 işçi hayatını kaybetmektedir. Avrupa Birliği’nde; Yılda ortalama her 57 işçiden biri iş kazasına uğramakta, her 22.508 işçiden biri de hayatını kaybetmektedir. İş kazası ve meslek hastalıkları mali kayıp  Milyarlarca  Euro’dur. Uluslar Arası Çalışma Örgütüne ILO tarafından yapılan bilimsel çalışmalar, İş Güvenliği için yatırım yapan ülkelerin rekabet gücünün daha yüksek olduğunu göstermiştir.  ILO’ ya göre, GSMH’ nın % 4’ü ülkelerde iş kazası ve meslek hastalıkları nedeniyle yitirilmektedir. İşyerleri kârının ise  % 5 - % 15’i iş kazaları ve meslek hastalıkları nedeniyle kaybolmaktadır. Ülkemizde SSK 2003 yılı verilerine göre her yıl dört milyar YTL’den fazlası iş kazaları ve meslek hastalıkları nedeniyle yok olmaktadır. ILO rakamlarında:

1-Her yıl dünyada 270.000.000 işçi iş kazalarında yaralanmaktadır,

2-Ülkemizde ise resmi kayıtlara göre 80.000 iş kazası olmaktadır,

3-Dünyada yılda 1.825.000 işçi iş kazalarında ölmektedir,

4-Ülkemizde ise yılda 1500 işçi iş kazalarında ölmektedir. Ülkemiz ile ilgili rakamlar SSK tarafından kayıt altında olan yedi milyon çalışana ait verilerdir. Oysa bütün Türkiye’de çalışanların sayısının yirmi milyon kadar olduğu tahmin edilmektedir.

İş kazaları ve meslek hastalıkları sonucu maddi ve manevi kayıplar, ülke ekonomisi açısından fevkalade önemli boyutlara ulaşmaktadır. Bu nedenle ülkemizde de iş sağlığı ve güvenliği alanında çok ciddi tedbirlerin alınması zorunludur. İş kazaları ile ilgili olarak konunun birçok tarafı vardır, İşin sosyal boyutu, bir eve düşen ateşin, üzüntülerin, parasal karşılığı ile ölçülememesi, işine devam etmek zorunda olan işveren, işi ile geçinen insanlar ve aileleri, kazalardan etkilenmektedir.

İnsan yaptıkları, ürettikleri ile bir bütün oluşturur ve karşılığında bir değer ister. Bu değer hem ekonomik hem de insan onuru ile ilgili manevi değerdir. Bu husus insanın sadece ortaya bir hizmet, üretim koymasında değil yaptığı her eylem ve işlem için var olan bir beklentidir. İnsana değer vermek ve beklentilerini karşılamak yönünden ülkemiz Türkiye, dünyadaki birçok ülkeden geridedir. Ülkemizde kayıt dışı ekonominin fazla olması, kayıt altındaki işletmelerin mevcut sistem ve personel ile sağlıklı kontrol edilememesi, ekonomik yüklerin kayıt içinde olan firmalara yüklenmesi, idari para cezalarının kayda girmesindeki maliyetler. Yasalar gereği devletin mülteci kabulü, mültecilerin çalışma izni olmadığı için  kayıt dışını körüklemesi, işverenlerin, işçilerin, sendikaların yaklaşımları, durumu zorlaştıran hususlardır.

Sorularınız için: www.selmandogan.com.tr

selmandoganigu@gmail.com

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorum yapan siz olun!

Yorum yazın

İsim (Gerekli)
Yorumunuz (Gerekli)

Sayfada yer alan yorumlar kişiye ait görüşlerdir. Yapılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.

Yazarın diğer yazıları