23/07/2018

''Zorba''

Oğuz Ayvalı

Oğuz Ayvalı
17 Mart 2016

Merhaba arkadaşlar bugün sizlere 1957 yılında Nobel Edebiyat Ödülü'nü 1 oy farkla kaybetmiş ve Albert 

Camus'un ''Nobel benden çok onun hakkıydı''dediği Yunan yazar Nikos Kazancakis'in kaleme aldığı

ve Türkiye'de Can yayınları'ndan çıkan ''Zorba''adlı kitabı tanıtmaya çalışacağım.Öncelikle bu kitaptan

haberiniz yoksa ''Zorba''yı rafta gördüğünüzde kapağından etkilenip, eğlenceye düşkün bir zorba(yani zor 

kullanan haydut)'nın hayatını anlatan bir kitap diyebilirsiniz.Fakat gerçek hiç de öyle değil.''Zorba''

bizim baş kahramanımız ve adı Alexis Zorba olan neredeyse günümüzde keşiş diyebileceğimiz görmüş,geçirmiş deyim yerindeyse hayatın anlamını kendi başına çözmüş bir adam ve bu kitap o adamın hikayesi.Alexis zorba Nikos Kazancakis'le bir tesadüf eseri tanışıyor ve yazarımızı o kadar derinden etkiliyor ki yazarımız  60 'lı yaşlarında olan Zorba'ya resmen kitap yazıyor.Eğer bana ''peki hakediyor mu?''diye soracak olursanız vereceğim cevap''kesinlikle hakediyor''olur.Çünkü böyle bir adamı tanımamak sanıyorum ki hepimiz için büyük bir kayıp olurdu.Kitabımız kahramanlarımızın Girit'e yola çıkmasıyla başlıyor ve genel itibariyle de Girit'te geçiyor diyebilirim.Kitabı okurken içinizden ''Girit'e gitsem,gezsem o sokakları''diye içinizden geçirebilirsiniz çünkü ben çoğu kez geçirdim.Bunun sebebi de; Kazancakis o kadar güzel betimlemeler ve yorumlamalarla Girit'i resmediyor ki, aslında gitmeden de gitmiş kadar oluyorsunuz.Ancak gitmek çok farklı olurdu tabi, bence çok da güzel olurdu.Alexis Zorba dansı sever ve bir de o sadece keyifli anlarda çaldığı santur'unu(kanuna  benzeyen bir yunan çalgısı).Hele bir de kitabımızda bazı bölümlerde o santurunu öyle çalarki sanki duyucakmışsınız gibi kulak kabartırsınız.Edebiyatın gerçek bir yaşam öyküsüye harmanlandığı bu güzel eseri okuduktan sonra, kendinize soracağınız belki de kızacağınız bir şey varsa o da; bu kitapla neden bu kadar geç tanıştım olabilir.Ancak ''şu hayattta hiç bir şey hiç bir şey için geç değildir'' mantığıyla hareket edersek ortada da bir sorun kalmaz.Kitabın diline gelicek olursak dili çok sade ve anlaşılır ve yazarın kullandığı üslup da bizim yabancısı olmadığımız bir tarzda ilerliyor diyebilirim.Yani kitabın dili ağır felan değil zaten çevirmenin notları da bizim olay akışından hiç kopmadan kitabı güzelce anlayıp yorumlamamızı sağlıyor.Bunu yazmadan  edemeyeceğim;kitapta çoban ve Buddha arasında geçen öyle mitolojik bir konuşma var ki o konuşma beni çok etkiledi ve sizleri de etkileyeceğini düşünüyorum.Arkadaşlar ben kitabı gerçekten çok beğendim ve  kitap okumayı seven ya da kitap okumayı sevmeye kendini alıştırmaya çalışan herkese öneririm.Bu kitap aldığınıza,okuyacağınıza pişman olacağınız bir kitap kesinlikle değil.

Haftaya bir başka kitapta görüşmek üzere,hoşçakalın...

Bolu KAMPÜS KIRTASİYE(ERHAN ÇİÇEK)'e bu yazı dizisi için gazetemize gösterdikleri ilgi sebebiyle teşekkür ederim...

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorum yapan siz olun!

Yorum yazın

İsim (Gerekli)
Yorumunuz (Gerekli)

Sayfada yer alan yorumlar kişiye ait görüşlerdir. Yapılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.

Yazarın diğer yazıları