23/09/2019

TRABZON CENNETİN ASMA KATIDIR - 4

Nilgün ÖZERDOĞAN

18 Kasım 2015

Geçen haftadan devam ediyorum.

…/.

Trabzon deyince ilk akla gelen kuşkusuz Sümela Manastırı. Şu anda restorasyon çalışmaları devam ediyor. Sümela Manastırı'na Maçka'dan gidiliyor. Maçka Trabzon' a 30 Km. mesafede, Maçka'dan da Sümela Manastırı 15 Km. uzaklıkta. Maçka'dan sonra renk renk yeşillikler, dik ve derin vadiler arasından dar bir yolla, yanından da şelale gibi akan Altındere eşliğinde yokuş çıkılıyor. Yani Altındere yol boyunca yer yer küçük sayısız şelalelerle size eşlik ediyor. Bahar aylarında Altındere çağlayan gibi akıyormuş. Ormanın sessizliğinde ismi gibi Altındere'nin yanından kıvrıla kıvrıla, şırıl şırıl su sesiyle yol alınıyor. Sırf buraya özel doğu ladinlerinin yanında kestane, ıhlamur, göknar, sarıçam, karaçam, ormangülü, gürgen, kafkas hanımeli ve bin bir bitki ve çiçek arasından geçiliyor. Ayrıca bu ormanlarda geyik, ayı, domuz, karaca, yaban kedisi, çengel boynuzlu keçi, çakal, tilki, kurt gibi hayvanlar da bulunuyormuş. Manzara o kadar harika ki, Sümela'nın yanında bu da ayrı bir doğal güzellik. Altındere Parkı 1987 yılında Milli Park ilan edilmiş. Gerçekten de Sümela Manastırı bambaşka bir değer, ama buraya giderken görülen doğal güzellikler de bambaşka güzel ve adeta bir cenneti andırıyor. Bu değerlerimiz de kesinlikle korunmalı ve gelecek kuşaklara aktarılmalı.

Sümela Manastırı'nı restorasyon nedeniyle gezemedik. Hiç değilse uzaktan görelim istedik, ancak hava yağışlı olduğundan sis bastırdı ve sisten dolayı hiçbir şey göremedik. Manastıra 1,5 Km. kala otobüslerden iniliyor ve dik bir yokuşla çıkılan Manastır'a yaya veya küçük araçlarla gidiliyor. Manastır bu park yerinden 300 metre yükseklikte. Kayaların arasına oyulan bu saklı mabet, adeta dağın zirve noktasında ve bulutların üzerinde gibi duruyor. Bunu da o zaman ki inanışa göre, Allah'ın gökyüzünde olduğuna inanıldığından Allah'a daha yakın olabilmek amacıyla gökyüzüne açılan kapı olarak düşünmüşler. Bir de tabi güvenlik korkusu olabilir, iki tarafı da dik yamaçlardan oluşan yüksek dağın arka tarafı çıkılması imkansız olduğundan güvenli olarak kabul edilmiş. Sümela'ya çıkmak öyle kolay değil. Hele o zamanki ulaşım imkanlarını düşünün. Dağın yamacında ve iki tarafı da uçurum. O zamanın şartlarında burayı nasıl yaptıklarına hayret ediyor insan.

M.S. 365-395 yılları arasında yapılan bu Manastır'ın kuruluş hikayesi de çok ilginç. Efsaneye göre, Atina'lı Barnabas ve Sophronios isimli iki keşiş aynı gece, aynı rüyayı görürler ve Deniz yoluyla Trabzon'a gelirler. Burada karşılaşan iki keşiş rüyalarını birbirlerine anlatırlar ve birlikte bu kilisenin temellerini atarlar. Halk arasında Meryem Ana olarak bilinen ve adını Meryem tasvirinin siyah rengi ile Karadağların siyah renginden alan bu manastır, 6.yüzyılda İmparator Justinianus tarafından onarılır ve genişletilir. En parlak dönemini 12.yy.da yaşayan Manastır, şu anda Vatikan'da yapılan taç giyme töreni o zamanlarda burada yapılırmış. Hristiyanlar için hac gibi bir yer, yani onların Kabe'si de burası oluyor. Para biriktirerek buraya geliyorlar ve hacı oluyorlar. Burada dua ediyorlar ve dilek diliyorlar. Şu anda da her yıl 15 Ağustos'larda Sümela'ya geliyorlar ve 16 Ağustos şafak vakti ayrılıyorlar. Aynı günlerde Fener Rum Ortodoks Patriği Bartholomeos da buraya geliyor.

Bizim zem zem dediğimiz su gibi buradaki sular da kutsal sayılıyor. Yaz kış mağaralardan damlayan sulardan Müslümanlar bile şefaat dilemişler.

Sümela ibadet edilen bir yer ve ayrıca eğitim yapılan bir yer. Eskiden bizim medreselerimiz gibi burada da üniversite ayarında yüz yıllarca öğrenci eğitilmiş. Erkek manastırı olan burada genelde rahipler ve doktorlar yetişmiş. O zamanlar din adamları doktor da oluyorlarmış. Trabzon'un bütün kayıtları da yüzyıllarca burada saklanmış.

Bu bölgenin Osmanlı topraklarına katılmasıyla Sümela önemini kaybetmemiş, hatta önemi giderek artmış. Osmanlı padişahları Sümela'nın haklarını korumuş, üstüne de bazı imtiyazlar vermişler. 18.yüzyılda ise yeniden elden geçirilmiş, yeni binalar yapılarak bugünkü muhteşem görüntüsüne kavuşmuş. Trabzon'un 1916-1918 yıllarında Rus işgaline uğrayan Manastır, 1925 yılında mübadele nedeniyle tamamen boşaltılmış. 1972 yılına kadar boş kalan Sümela'da restorasyon yapılmış, ancak hep yaptığımız gibi yanlışlarla dolu bir restorasyon olmuş. Şu anda da taş düşme tehlikesi varmış. Şimdi yeniden restorasyon yapılan Sümela'da umarım Aspendos gibi bir ayıp yaşanmaz. Bildiğiniz gibi muhteşem bir tarihi eser olan Aspendos'ta takma diş gibi mutfak mermerleri kullanılmış ve bir restorasyon rezaleti yaşanmıştı.

1923 yılında Yunanlılar buraları terk ederken kıymetli eşyalarını toprağa gömmüşler. Daha sonra iki ülkenin anlaşmasıyla Türkiye'ye gelerek kıymetli eşyalarını alıp götürmüşler. Yunanlılar buralardaki çok kıymetli tarihi eserleri de alıp gitmişler. Şimdi bu eserler Atina'daki müzede sergileniyormuş. Rehberimiz Atina'da bu eserleri görünce çok üzülmüş. Ne yazık ki bizim yetkililerimizin çanak çömlek diyerek küçümsediği bu toprakların ve kültürlerin paha biçilmez eserleri ,yurtlarından uzak diyardaki müzelerde sergileniyor ve bunlardan da çok para kazanıyorlar.

Dünya'ca meşhur Sümela, Trabzon için hayati önemde. Suudi Arabistan hac nedeniyle milyarlarca dolar kazanıyor, işi tamamen ticarete dökmüşler. Biz de Hristiyanlığın Dünya'ya yayıldığı bu toprakları turizme açarak çok daha fazla paralar kazanabiliriz.

…/.

Haftaya devam edeceğim.

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorum yapan siz olun!

Yorum yazın

İsim (Gerekli)
Yorumunuz (Gerekli)

Sayfada yer alan yorumlar kişiye ait görüşlerdir. Yapılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.

Yazarın diğer yazıları