16/07/2019

İŞ KAZALARI HUKUK ÖRNEKLERİ 3

Selman DOĞAN A SINIFI İŞ GÜVENLİĞİ UZMANI

6 Ekim 2015

Sigortalıların, işverence sağlanan bir taşıtla işin yapıldığı yere gidiş gelişi sırasında kazaya uğraması

5510 sayılı yasanın 13/e maddesi hükmü uyarınca, sigortalıların işverence sağlanan bir taşıtla işin yapıldığı yere gidiş geliş sırasında kazaya uğramaları durumunda, bu olay da iş kazası sayılır.

Söz konusu hükmün uygulanabilmesi iki koşulun varlığına bağlıdır: Bunlardan birincisi, taşıtın (aracın) işveren tarafından sağlanması; ikincisi ise, sigortalıların işin yapıldığı yere gidiş gelişi sırasında kazaya uğramalarıdır. Bu konuda Yargıtay kararlarına bakıldığında; çoğunluğunun 5510 sayılı yasanın 13/e fıkrası ile paralel mülga 506 sayılı yasanın 11/A.e fıkrasındaki "topluca getirilip götürülmeleri sırasında" meydana gelen kazalar ile ilgili olduğu görülecektir.

Örneğin, Yargıtay'ın önüne gelen bir olayda, "...uyuşmazlık, sigortalının işe gitmek için işveren tarafından belirlenen durakta servis aracı beklerken üçüncü şahsa ait aracın çarpması sonucu oluşan zararlandırıcı sigorta olayının iş kazası sayılıp sayılmayacağı noktasındadır. Somut olayda sigortalının, servis aracına binmek üzere işveren tarafından belirlenen yerde beklediği sırada arızaya maruz kaldığı açıktır. Hal böyle olunca ve özellikle zararlandırıcı olayın 506 sayılı yasanın 11/A.e fıkrasında vurgulandığı üzere sigortalıların işverence sağlanan taşıtla işin yapıldığı yere topluca getirilip görülmeleri sırasında, başka bir anlatımla, servis aracına binmek üzere işveren tarafından belirlenen yerde beklediği sırada oluştuğuna göre, sigorta olayının iş kazası sayılması gerektiği hukuksal gerçeği ortadadır. Zira, "e" fıkrasında, "götürülmesi sırasında" sözcüklerinin sigortalının işveren tarafından belirlenen yerde servis aracına binmek üzere toplu olarak bulundukları hazırlık dönemini de kapsadığı söz götürmez. Öte yandan, "götürme sırasında" sözcüklerinin salt servis aracında geçen süreyi değil, servis aracına binmeden önceki süreyi de kapsadığı biçiminde yorumlamak, sosyal güvenlik hukukunun ilkelerine de uygun düşeceği tartışmasızdır. [ Yarg. 21.HD., 14.5.1996 tarih, 2674/2738 sayılı kararı] şeklinde değerlendirme yapmıştır.

Öte yandan, 5510 sayılı yasanın 13/e fıkrasında sözü edilen "taşıt" (veya araç), işyerinin mal veya hizmet üretiminde doğrudan veya dolaylı olarak kullanılan bir taşıt değildir. Çünkü, işyerinde görülmekte olan işe ait teknik sonucun gerçekleşmesine katkısı bulunan araçlar işyerinden sayılır. Böyle bir durumda ise 5510 sayılı yasanın 13/a fıkrasının uygulama alanı bulacağı açıktır. Buna karşılık işin niteliğinden doğmayan (İş Kanunu, mad:.66/son), daha çok sosyal yardım amacıyla yapılan taşımalarda kullanılan araçlar işyerinden sayılmaz.

Bu bakımdan, aracın işverene ait olup olmaması da önem taşımaz. Burada sözü edilen aracın işveren işçilerini başka birisinden kiraladığı otobüsle işyerine getirip götürmekte ise, sadece bu işi gören; sosyal amaçla taşıma yapan bu aracın işyerinden sayılması söz konusu olmaz. O halde, işin niteliğinden doğmayan, özellikle sosyal yardım amacıyla yapılan taşımalar sırasında meydana gelen kazalarda "e" fıkrası uygulama alanı ve olanağı bulacaktır. İşverenin, işçilerin işyerine gidişi gelişi için üçüncü şahısla bir taşıma sözleşmesi yapması durumunda, araçta geçirilen kaza bunun tipik bir örneğini oluşturur.

Genellikle trafik kazaları, iş kazası olarak kabul edilmektedir. Ancak, 5510 sayılı yasanın 13/e maddesinin mutlak ifadesi karşısında sadece trafik kazaları değil taşıma ile ilgili tüm olayların da iş kazası olarak sayılması gerekir. Sigortalının araca binerken elini sıkıştırması, dışarıdan açılan ateş sonucu yaralanması, taşıt içinde diğer sigortalılarla kavga ederken yaralanması gibi durumlar da iş kazası sayılacaktır.

Yargıtay önüne gelen bir uyuşmazlıkta, "... sigortalının, işyerinin hem yazarı, hem de genel koordinatörü olmasına ve tanık beyanıyla anlaşılan çalışma düzenine göre, belli mesai saatlerine bağlı olmayıp, işine erken başlayıp geç saatlere kadar çalıştığı, işin ve görevin niteliği itibariyle kendisine topluca işyerine getirip götürme kuralı uygulanamayacağından, işverence, özel bir araç tahsis edilmesine ve bu araçla, evinden işyerine gidip gelmesine ve olay günü de evinden çıkıp işyeri olan ... Gazetesi'ne gitmek üzere bu araca binip hareket etmek üzere iken teröristlerin silahlı saldırısı sonucu şoförüyle birlikte ölmesine, 506 sayılı Kanunun 11/A-e maddesindeki amacın, sigortalı işverenin aracıyla işe getirilip götürülürken uğradığı olayları iş kazası saymak olmasına, kanun koyucunun işverenin aracıyla işe getirilip götürülenlere güvence sağlamayı düşünmesine, bu konuda toplu ve münferit taşımalar arasında bir ayrım gözetilemeyeceğine ve böyle bir ayrımın kanun koyucunun amacı ve sosyal güvenlik ilkelerine ters düşeceğine, toplu taşımaya güvence sağlanırken, münferit taşımaları dışlamanın lojik olmayacağı gibi, çoğun içinde azın da bulunacağı kuralıyla da bağdaşmayacağına ve bu düşüncelerle toplu sözcüğünün münferit taşımaları da kapsadığının kabulü gerekmesine göre..." olayı iş kazası olarak değerlendirmiştir. [Yarg.10. HD., 19.6.1992 tarihli, 1991-15658/1992-6893 sayılı kararı]. Söz konusu karara konu olan olayda, ölenin işi ve mevkiiyle ölüm olayı arasında uygun illiyet bağı vardır. Ancak, bunun yetmeyeceği düşünülmektedir. Çünkü, ölenin işyerindeki çalışma düzeni ne olursa olsun işyerine bireysel taşınan bir kimsenin uğradığı kazanın iş kazası sayılması mülga 506 sayılı Kanunun, madde 11/A-e fıkrasına açık hükmüne aykırı görülmektedir. Kazanın iş kazası sayılması için açıkça işçilerin işverence toplu taşıma için sağlanan bir araçla toplu olarak götürülüp getirilmeleri aranmıştır. İşte bu nedenledir ki, 5510 sayılı yasanın 13/e fıkrasına bundan böyle sadece "gidiş gelişi sırasında" sözcükleri konulmuştur.

Yargıtay, diğer bir kararında; işçilerin işverence sağlanan servis aracıyla iş elbisesi provası için Urfa'dan Silvan'a götürülürken yolda teröristlerce aracın durdurularak içindekilerin silahla taranması sonucu öldürülmesi olayını da haklı olarak iş kazası saymış ancak, bir yandan üçüncü kişilerin ağır kusuru sonucu iş görme ile kaza olayı arasında sebep-sonuç bağının kesilmesi, öte yandan işverenden genel yol güvenliğinin sağlanmasının beklenemeyeceği açılarından işvereni olaydan sorumlu tutmamıştır. [Yarg. 9. HD., 4.7.1985 tarihli, 4294/7382 sayılı kararı]

Sonuç olarak, örneğin iş kazasına uğrayan sigortalının hastanede tedavi edildikten sonra taburcu edilip evine dönerken trafik kazası sonucu ölmesi 5510 sayılı yasanın 13. maddesindeki beş durumdan hiçbirine girmediği için iş kazası sayılmaz. [Yarg. 10.HD., 25.5.1989 tarihli, 3064/4630 sayılı kararı] Aynı şekilde, sigortalının işyerine gitmek amacıyla bindiği belediye otobüsünden durakta inip, yolun karşı tarafına geçmek isterken, başka bir aracın çarpmasıyla yaralanması da iş kazası sayılmaz. [Yarg. 9.HD., 26.9.1989 tarihli, 4351/6491 sayılı kararı]

C. Meydana gelen kazada uygun "illiyet rabıtasının" (nedensellik bağının) bulunması

5510 sayılı yasanın 13. maddesi iş kazasını, sigortalıyı zarara uğratan olay biçiminde nitelendirmiş olması, nedensellik (illiyet) bağını iş kazasının bir unsuru konumuna sokmuştur. O halde, bir kaza olayının varlığı yeterli değildir; bu olay ile sigortalının uğramış bulunduğu bedensel veya ruhsal zarar arasında bir ilişkinin bulunması; başka bir ifadeyle, "neden" ile "sonuç" arasında bir bağın varlığı gereklidir. Dolayısıyla işçinin geçirmiş olduğu her kaza iş kazası sayılmaz. Bir olayın iş kazası olarak değerlendirilebilmesi illiyet bağının bulunmasına bağlıdır.

1) Sigortalının yaptığı iş ile kaza olayı arasında illiyet bağının bulunması:

Yapılan iş ile meydana gelen kaza arasında illiyet bağının bulunduğu hakkında iş hukuku öğretisinde görüş birliği hemen hemen bulunmamaktadır. Bir görüşe göre, 5510 sayılı yasanın 13. maddesi, hangi durumlarda meydana gelen olayların iş kazası sayılacağını açık bir biçimde belirlemiştir. Dolayısıyla, bir olay bu maddede öngörülen hususlardan birinde veya bir kaçında meydana gelmişse, o olay iş kazası sayılır. Diğer bir deyişle, kanun iş kazasının varlığı için olayın maddede sayılan durumlardan birinde meydana gelmesini yeterli görmüştür.

Diğer bir görüşe göre ise, meydana gelen kazanın yapılan işle uygun nedensellik (illiyet) bağı içinde bulunması gerekir. Bir kazanın iş kazası sayılabilmesi için sigortalının gördüğü işle kaza olayı arasında uygun illiyet bağı bulunması gerekir. İş kazasında illiyet bağından amaç, olayların normal akışına ve teamüllere göre meydana gelen kazanın sigortalının gördüğü işin bir sonucu olmasıdır. Bu itibarla, iş kazasının kabul edilebilmesi için, kaza ile yapılan iş arasında bir illiyet ve otorite ilişkisi bulunmalıdır. [Yarg. 10. HD. 24.06.1976 tarih, 77/506 sayılı kararı, Yarg. 21.HD., 20.11.2003 tarih, 9435/9645 sayılı kararı]

Otorite ilişkisi, işçi, işverene sadece hizmet ediminde bulunmayı değil, aynı zamanda onun otoritesi altına girmeyi, direktifleri uyarınca iş görmeyi de söz vermiştir. Bu nedenle, otorite ilişkisinin bulunduğu bir sırada, kazaya uğrayan işçi, hizmet borcunu ifa ederken veya hizmet dolayısıyla kazaya uğramış, bu nedenle yaptığı işle kaza arasında illiyet bağı gerçekleşmiştir.

Bu görüş çerçevesinde, bir kaza, 5510 sayılı yasanın 13. maddesinde sayılan haller içinde meydana gelmiş olsa dahi onun işle bir ilgisi olup olmadığını saptamak için kazanın işverenin otoritesi altında meydana gelip gelmediğini araştırmak gerekir. Ancak, otorite kıstasını çok mutlak anlamda almamak yerinde olacaktır. Kazaya uğranıldığı sırada görülmekte olan işin işverenin çıkarlarına (ya da işletme amaçlarına) hizmet ettiği hallerde sigortalının, işverenin otoritesi altında bulunduğunu kabul etmek gerekir.

Oysa, Yargıtay bir kararında; bir olayda tatil sitesi bekçisinin verilmiş bir işveren talimatı, bir bilgi ve ehliyeti olmadığı halde elektrik arızasını gidermek amacıyla girdiği elektrik trafosunda kazaya uğramasını iş kazası saymış fakat bunda kusuru bulunmadığı için işvereni sorumlu tutmamıştır. [Yarg. 10.HD., 10.6.1997 tarih, 35467/4421 sayılı kararı]

Yargıtay'a göre, sigortalının işverene ait malı kurtarmak amacı ile denize dalması sonucu ölümü bir iş kazasıdır. [Yarg 9.HD., 8.10.1971 tarih, 7035/21158 sayılı kararı] Yine işyerinde tartışma sonucu kalp durmasından ötürü ölüm olayı da iş kazası olarak nitelendirilmiştir. [Yarg 10.HD., 10.12.1976 tarih, 4160/8438 sayılı kararı] Buna karşılık, sigortalının izinli iken ve düğün dönüşü arkadaşı tarafından tabanca ile kasten yaralanması iş kazası olarak kabul edilmemiştir. [Yarg 10. HD., 30.11.1982 tarih, 43227/5318 sayılı kararı] Aynı şekilde, sigortalının iş kazası sonucu yaralanıp hastanede tedavi gördükten sonra memleketine giderken trafik kazası geçirerek ölmesi iş kazası sayılmamıştır. [Yarg 10.HD., 25.5.1989 tarih, 3064/4630 sayılı kararı]

Yargıtay'ın bazı kararlarında, "işverenin eylemi ile zararlandırıcı olay arasında" neden-sonuç bağı aradığı görülmektedir.

2) Kaza olayı ile uğranılan zarar arasında bağlantı

Uygun nedensellik bağının "kaza olayı" ile meydana gelen "zarar" arasında da bulunması gerekir. Bir başka deyişle, sigortalının bedenen ya da ruhen özüre uğratan yahut ölümün, olayların normal akışına ve teamüllere göre meydana gelen olay sonucu ortaya çıktığı kanıtlanmalıdır. Ancak bu her zaman kolay olmamaktadır. Her somut olayı kendi koşulları içinde değerlendirmek uygun olacaktır. Yargıtay bir kararında; "Ölüm sebebinin; irinli menenjit olduğu, harici travma olayına rastlanmadığı, bu sonuç ile iş ve işyeri arsında illiyet bağının bulunmadığı anlaşılmıştır. Bu halde, ağır ve tehlikeli işlerde çalışmaya elverişli bulunduğuna dair işe giriş raporu alınmadan ve periyodik muayenelere tabi tutulmadan işte çalıştırılmasının mukavemetini kırması yüzünden hastalanmadığına göre, illiyet bağının oluştuğuna ilişkin olup, maden mühendisi olarak tıbbi konularda uzmanlığı bulunmayan yetersiz bilirkişi raporuna dayanılarak olayın iş kazası sayılması yasaya aykırıdır." demiştir.

Yargıtay verdiği birçok kararında bu anlamda uygun illiyet bağının varlığını aramıştır. Bir olayda, sigortalı işyerinde sıva yaparken iskeleden ayağı kaymış ve ayağında bir sıyrılma meydana gelmiştir. Bu olaydan 8 gün sonra bu kişi septi-semi şoku nedeniyle böbrek yetmezliğinden ölmüştür. Yargıtay, ayak sıyrılması olayı ile septi-semi hastalığı ve akut böbrek yetmezliği arasında uygun neden-sonuç bağı var ise, olay SSK.11/A hükmü çerçevesinde iş kazası sayılacaktır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu da Özel Dairenin bu kararını yerinde bulmuştur.

Bir başka sorun olarak zararın, kazanın üzerinden uzun zaman geçtikten sonra ortaya çıkması halinde nedensellik bağının tespitinin daha zor olduğu ortaya çıkmaktadır. Yargıtay'ın 2002 yılında verdiği bir karara konu olan olay, nedensellik bağının tespiti bakımından önem taşımaktadır. Karara konu olan olayda, 1991 yılında meydana gelen kazada davacının sağ gözüne metal çapağı kaçmış, sigortalı tedavi görerek iyileşmiş, aradan yedi yıl geçtikten sonra kurumuş bir boya nedeniyle sağ gözünde yeniden bir araz ortaya çıkmıştır. Davacı, arazın, 1991 yılında meydana gelen kaza sonucu olduğu iddiasıyla, maddi ve manevi tazminat davası açmış, mahkemece istek doğrultusunda karar verilmiştir. Ancak, Yargıtay 21. Hukuk Dairesi "zararlandırıcı olay ile meydana gelen araz arasında" nedensellik bağının kurulmamış olması ve maddi olgu ve zararlandırıcı olayın hangi nedene bağlandığının saptanmaması gerekçeleriyle kararı bozmuştur. [Yarg. 21.HD., 28.5.2002 tarihli, 3005/5017 sayılı kararı]

Sorularınız için: www.selmandogan.com.tr

selmandoganigu@gmail.com

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorum yapan siz olun!

Yorum yazın

İsim (Gerekli)
Yorumunuz (Gerekli)

Sayfada yer alan yorumlar kişiye ait görüşlerdir. Yapılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.

Yazarın diğer yazıları