07/04/2020

“ARILAR GDO'LU BESİN YER İSE 4. JENERASYONUNDA KISIR KALIR”

5 Mayıs 2014 - 00:00
“ARILAR GDO'LU BESİN YER İSE  4. JENERASYONUNDA KISIR KALIR”

İstanbul Üniversitesi (İÜ) Veterinerlik Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hayrettin Akkaya, Bolu Arıcalar Birliğinin ve İstanbul Üniversitesinin katkıları ile araştırdığı projesinde 50 adet bal kolonisi sonuçlarını değerlendirdi. Akkaya, proje sonuçlarını ''Arı Hastalık ve Zararlıları ile Mücadele '' konulu konferansta Bolulu arıcılara açıkladı.

Haber: Elif SARIHAN

Bolu Arıcılar Birliği tarafından Gıda Tarım ve Hayvancılık İl Müdürlüğü toplantı salonunda arıcılara yönelik olarak, arı hastalıkları ve zararlıları konulu bir toplantı yapıldı. Toplantıya konuşmacı olarak katılan İÜ Veterinerlik Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hayrettin Akkaya, üniversite olarak arı zararlıları ve hastalıkları konusunda bir proje yürüttüklerini ve bu kapsamda da Edirne'den Artvin'e kadar bir çalışma yaptıklarını anlattı.

"50 ADET ÖRNEK İNCELENDİ"

Bolu'da 5 ila yaklaşık 35 kilometre mesafelerde 4 arılıktan alınan 50 adet örnek incelenerek Bolu'nun balları ve arı hastalıkları haritası çıkarıldı. Çalışmanın sadece Bolu ili ile sınırlı kalmadığının belirten Akkaya, "Bu çalışmamız Edirne'den Bartın'a kadar Bolu dahil bu çalışmanın içine. Biz sahil şeritini bu işin içine aldık. Amacımız Artvin'e kadar kovanlarda bulunan hastalıkları taramak kovanlarda bulunan zararlıları taramak. Yaklaşık 100 bin liralık bir çalışma. Ancak bugün 50 küsür koloni olmuş Bolu'da. Her bir koloniyi biz baktık teker teker açtık, örneklerimizi aldık. Bizden arı örnekleri aldılar bize bilgi vermediler gibi sonuçlarla karşılaştık. Biz de dedik ki biz bunları size göstereceğiz sizinle bunları tartışacağız. Ben istiyorum ki 10 tane gerçekten değişik bölgelerimizde arıcılık yapan hemşerilerimizin bu kaplarını ayın 15'ine kadar soğuk ortamda getirip sayın başkanımıza teslim etmesini istiyoruz. Amacımız burada bu projelerden yararlanarak sizleri elimizden geldiğince en iyi çalışmayı yapabilmek en iyi hizmeti yapabilmek. Çünkü üniversitelerin birinci görevi eğitile birlikte bulundukları yerlerdeki insanlara konuları ile ilgili ve milli ekonomiye katkıda bulunabilecek her konuda yardımcı olmak ve onlarla birlikte çalışabilmektir. Üniversitelerin amacı sadece meslek gruplarını yetiştirme değildir. Aynı zamanda o bölgenin gelişmesine eğitimine ve kültürüne katkıda bulunmaktır" dedi.

"PROJENİN MALİYETİ 100 BİN LİRA"

Projede alınan örneklerin 9 faktör üzerinden değerlendirildiğini belirten Akkaya, "Özellikle, yapılan çalışmalarda 9 tane faktör, her bir koloniden 9 farklı faktör üzerinden çalışma yapıldı. Bu konular sonucunda da değerlendirme yapıldı. Üniversite bunun 100 bin lirasını karşılıyor belki ama normal bunun değeri 600 bin liradır. Ancak bunu üniversite bunu kendi imkanlarını kullanarak yaptığı için bu 100 bin liraya mal oluyor. Toplam 50 adet örnek aldık. Bu kolonilerden numuneler alındı. neler numuneler yaklaşık 5 santim ebadında ballı sırlı aldık. Üzeri kapatılmış Yavrular alındı yine aynı ebatta. 20'nin üzerinde de erişkin alı aldık. Aynı kap içine sırayla bunları koyduk ve daha sonra kapağını kapatıyoruz. Etiketine de bu örneğin nereden alındığını yazdık. Arıcımızın ismini yazdık. Sonra da kovanın numarasını yazdık.

Biz bu bilgileri sadece kendimize saklıyoruz. Kimde ne kadar hastalık var kimin başı neyle belada olduğunu biliyoruz. Bunları hekim doktor ilişkisinde kimseye söylemeyeceğiz" şeklinde konuştu.

"AKARAPİS ÇOK ARAMAMIZA RAĞMEN YOK"

Araştırma projesinden çıkan sonuçları da açıklayan Akkaya, "3 tane kolonide güve üremesi meydana gelmiş. Kapalı kovandan almamış olmamıza rağmen 3 tane kovanda güce meydana gelmiş. Demek ki güve bulaşmış Bolu bölgesinde daha bu bölgelerde daha kovanlarda başlıyor. Buna tedbir almamız lazım. Varroa iyidir. Oran olarak dört tane kolonide sadecevarroa görülmüş. Diğer iller içinde en düşük burası çıktı. Çalışan insanlarımız iyi çalışmışlar mücadelesini iyi yapmışlar. Ama bazı yerlerdevarroa gözükmemesine rağmenvarroadan meydana gelen hastalıkları gördük. Buna da dikkat etmek lazım. Akarapis, çok aramamıza rağmen Güney Anadolu'da olmasına rağmen burada yok. Nosema Seben bölgesinde yoğun olmamasını beklerdim ben ama 10 kolonide rastlandı. Yani yüzde 18 gibi oldukça yüksek. Gerçi bu Sakarya İzmit gibi değil. Ama bu bölgenin daha kurak bölge olmasına rağmen gördük. Konar geçer arıcıkların fazla olduğu yerlerde daha fazla rastlanıyor. Ama burada olmamasına rağmen oranı yüksek" şeklinde sonuçları açıkladı.

"BOLU'NUN BALLARI ÇOK TEMİZ"

Bolu'nun ballarının çok temiz olduğunun altını çizen Akkaya, "Edirne'den Bolu'ya gelinceye kadar insan sağlığı için tehlikeli olan ve içlerinde de ekolinin bulunduğu, pis sulardan veya alet edevatın kirlenmesinden dolayı meydana gelen bakteriyel enfeksiyonlar Bolu'da yok. Ya sularımız çok temiz yada arıcılarımız çok temiz. Bunlara arılardan bakmadık ballardan baktık ballarımız temiz. Şekerden dalan bakmadık o bizim işimiz değil zaten. Bu konuda temiziz. Bu çok güzel bir olay. Pek çok yerde bunun kavgası yapılıyor şu anda. Ballarımız neden kirli. Çevreyi kirletirsen balın da kirlenir. Gidip de temiz su kaynaklarını bulamazsa mecburen kirli su kaynaklarını kullanacaktır. Bir İngiliz yazar şöyle der, Eğer arıcılık yapıyorsanız kovanlarınız da varsa kovanlarınızda kullanacağınız malzemeleri ve kovanlarınızı adeta evinizin mutfağındaki temizlik mutfağındaki malzemeler gibi düşüneceksiniz ve temizleyeceksiniz ki size geri dönüşümü olabilsin. Yani mutfağınız neyse kovanınız ve kovanlarda kullandığınız malzemeler de öyle olmalı" dedi.

"NEVRUZ'DAN ÖNCE KOVANLARI AÇMAYIN"

Projeden çıkan sonuçları açıklamaya devam eden Akkaya, "Bunun haricinde yalnız sıkıntılı olan bir şey var. Nosemaya bağlı olarak Burada kireç, taş ve mantar enfeksiyonlarda büyük bir yoğunluk var. Bu hastalığın nedeni gelişi güzel antibiyotik kullanımı, kovanlarda özellikle ilk bahar başlangıcında, erken bahar başlangıcı oluyor erken bahar. Arıcılarımız bu arada kovanlarını açıyor. Bir kere nevruz gelemden kocanlar açılmamalı. Çünkü o hayatın dengesidir. Kocan içinde sıcaklık 25 derecedir normalde. Eğer siz bunu hava ne güzel oldu diye açarsanız. Gündüz 25 derece olmuştur belki ama gece sıcaklığının sıfırın altına düştüğü de olmuştur. İşte bu aradaki sıcaklık farkı bizim arılarımıza yaptığımız diğer hizmetlerle arılara yavru yapmaya teşvik etmektedir. Bakım yapılmalı ama yumurtaya teşvik edecek kadar olmamalı. Böyle olunca yumurta sayısında fazlalık, yumurtaları koruyacak arıların yetmediği takdirde bu yumurtalar ve larvalar ısıtılamamaktadır. Kesinlikle biz kovanlarımızda arılarımızı teşvik çalışması yapmıyoruz" şeklinde konuştu.

Tarım Bakanlığının uyguladığı politikalar hakkında da konuşan Akkaya,"Tarım Bakanlığı maalesef yıllardır hayvancılık politikaları nedeniyle bazı şeyleri yaparken Avrupa Birliğinin veya bize neyi empoze etmek istiyorlarsa bazı grupların etkilerinde çok kalıyor. Mesela Avrupa Birliği nosema karşı bir antibiyotiği yasakladı. Hemen İspanya ve İtalya itiraz ettiler bunun karşılığında bize ne veriyorsunuz dediler. Bizim kovanlarımızda nosema var dediler. Ne veriyorsunuz. O zaman yerine bir şey koyana kadar kontrollü olarak kullanılır. Arıya kullanılan her şey gıda da dahil kontrol edilmek zorunda. Kullandığınız şeker ve kek gibi her şey kontrollü kullanılmak zorunda" dedi.

"AB ÜLKELERİ BİR ŞEY ÜRETİYORLARSA VE AYNI ZAMANDA TÜKETİYORSA RAHATLIKLA TÜKETEBİLİRİZ"

Arılara verilecek besinlere son derece dikkat edilmesi gerektiğini belirten Akkaya, "Siz arıya yedirdiğiniz kekin içindeki soyayı dahi kontrol etmelisiniz. Eğer GDO'lu kek verirseniz arıya arı 4. jenerasyonunda kısır kalır. Yani ki 4. jenerasyon 2 senede oluşur. Her sene 2 oğul verirse bir sonraki sene arı kısır kalır. Arılar artık hem yumurtlamayacak hale gelir hem de kısırlaşır. Yumurta yapamadığı için veya döllenmiş yumurta yapamadığı için ölüp gidiyor. Koloniler sönüyor.GDO'lu ürünler arıcılıkta kimyasal ilaçlar ve zehirler gibi tehlikeli. O yüzden sadece ilaçlar değil verdiğimiz gıdalar da önemli. Şunu söylüyorum açıkça eğer AB ülkeleri bir şey üretiyorlarsa ve aynı zamanda tüketiyorsa rahatlıkla tüketebiliriz. Eğer onlar üretip bize kakalıyorlarsa lütfen bunları tüketmeyelim. Çünkü onlar kendi sağlıklarını çok iyi düşünüyorlar. Onlar kullanıyorsa kullanalım. Kullanmıyorlarsa kullanmayalım. Eğer uluslararası firmalar bir şeyler üretmişlerse, dünyaca kabul görmüş olanlar bir şeyler üretmişlerse ve bu AB ülkeleri tarafından kullanılıyorsa ve buralarda ruhsatlandırmışlarsa, Önce Ar-Ge çalışması yapıyorlar. Sonra saha çalışması yapıyorlar. Sonra bunların arıya zararı var mı arı yavrularına zararı var mı ballara bal mumunda herhangi bir kalıntı bırakıyor mu? Sonra çevre zararı var mı? O araştırmaların hepsini yapıyorlar. Çalışmalar yapıldıktan sonra ortaya konuluyor. Keşke bizde de böyle çalışmalar ve uygulamalar yapılabilse" şeklinde konuştu.

"ARILARIN YAPTIĞINI DÜNYADA HİÇBİR CANLI YAPAMAZ"

Arıların yaptığını dünyada hiçbir canlı yapamadığını söyleyen Akkaya, "Nasıl tavuğun yumurtasını tavuk yumurtası şeklinde yapamıyorsak gerçi onun muadili de var tavuk yumurtası olmasa, kaz yumurtası var hindi yumurtası var. Ama bal olmasa şunu yeriz diyebiliyor muyuz? Yok. Allah sadece ona vermiş o görevi. Onun için diyor ya zaten Kuranı Kerimde "Arının midesinden sizin için bir şifa yarattım bal" diye. Biz balı arının dışkısı diye bilirdik. Biz kendi dinimizin kitabını da bilmiyoruz. Peki böyle bir hayvana böyle bir canlıya nasıl olur da biz rastgele uygulamalar yapabiliriz. O bir hazine. Arının bize ihtiyacı yok ki bizim ona ihtiyacımız var. Tutmuşuz taş aralarında ağaç kovuklarından alıp kovanlara tıkmışız. Onu aldıysak hakkını da vermemiz lazım" dedi.

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorum yapan siz olun!

Yorum yazın

İsim (Gerekli)
Yorumunuz (Gerekli)

Sayfada yer alan yorumlar kişiye ait görüşlerdir. Yapılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.